11 Temmuz 2012 Çarşamba
ENES.TEN İNCİLER
BİZE NE ENES
Yarin sabah icin alarm muzigim rihanna - you da one
11 12 hali saha macim var. Insallaah guzel oynarim...
Su okulu hic sevemicem galiba
Okanı seyrediyorum
Artik uyuyim. Yoksa sabah zor kalkicam
Iste olmam gerekirken ben eminonu'de geziyorum
Sirkeci'ye uyusuk uyusuk gidiyimde. Dukkana gec gidebiliyim
Eve gidip yatmak istiyorum. Suan o durumdayim.
Hala kahvalti yapmadim. Bi mc donalds a gidiyimde. 2 donut aliyim yiyim
Yatmam gerekirken ben bbm ve twitter da takiliyorum
ENES İLE DİLBİLGİSİ ve ANLATIM BOZUKLUĞU
Basim asiri derecede cok kotu agriyor...
#dunyayabirdahagelsem bu kadar boyumun uzun olacagini bildigim icin kendimi basketbola verirdim...
#HerseyeRagmen bir gulumseme yeter bile...
Abi fotograf makinesiinden cekmediler ki. Fotograf makinelerle cekse yyinee eyvallahda. Adamlaar webcamdenn cektilerr :D
abi o halı sahayı müsait olamıyorum. Ondan bi halledemedim. Bi de ben onların internet araştırdım. Bulamadım numaralarını.
#olmekuzereolsam artık hiç bir şeyin anlamı olmadığını düşünüp. oturup ölmemi beklerdim herhalde...
Aga o degilde. Bu kitabi bitiriyimde. Sahibine gonderiyim artik
her sey iyi hosta. Hayatindan beni bir cirpida cikartman. Hic hos bisey degildi be rabia.
Bazi kizlarin birilerini ...kmeye ne kadar merakli dimi @erdalug
Eski duygularim titresecek diye cok korkuyorum
#BenimDostum cok tanimasamda, ona kanim isinan @SerayKoer dir... Neden boyle dusunuyorum. Onu da hic bilmiyorum. Icimden oyle gecti.
Utku abinin bu dislama olayini cok iyi yapiyor. Suan kendimi yabanci gibi hissediyorum
Utku abim bana kizgin oldugundan... Suan ikimiz salonda oturuyoru. Sadece tv'nin sesi var... Biseyde desem mi bilmiyorum.
Uyandim ama yataktan kalkmak bana o kadar cok zor geliyor ki
Yine dalginligima gelip kocamustafapasa istasyonunu kacirdim. Vay arkadas ya !
Gun yaklasiyor ve benim aklimda olan plan hala yok acaba ne yapsam ?
#Haftasonudemek pazartesi gunun geleceginin habercisidir.
akasya duragi diye bir seyin cok sacma bir sey oldugunu bir kez daha anladim bu aksam.
Iki lafin degistirelebilecegi sanmak. Aptallik midir ?
Bi gitmedi gitti tren. (@ Kocamustafapaşa Tren İstasyonu)
Vee kac gunn sonra ise gec kalmanin heyecanini yasamiyorum. Cunku patron hic bisey demiyor. Nasil bi istir la bu ?
Keske sadece bir istedigim sey olsaydi bari. Yoksa bu hayatta yasanilmaz yani
Acaba twetlerimin oldugu yere girip. tweetlerimi okuyormudur@DilanTerzioglu
http://connected2.me de bi kızla sağlam muhabbet kurdum. şuan çok iyi gidiyor muhabbetimiz. arkadaşlık grubama bir yeni arkadaş daha geldi
Hala kahvalti yapmadim. Bi mc donalds a gidiyimde. 2 donut aliyim yiyim
O kadar ''siktir git'' demis gibi cumleler kullandigi halde... ben onu hala seviyorum. Napam elimde degil.
Beceri sinavina cok calismadigimdan hatta hic calismadigim cantayi defterle doldurup okula gidiyorum
Kuzenlerimle iPad de cilginlarcaa egleniyoruz :D saka yaptim sadece egleniyoruz :D
ENES'TEN ORTAYA KARIŞIK
@oguzsenler olm bak beni sinirlendirme. Sinirlenip butun gun istiklal de gezerim. Yapma yani
#bugüngünlerdenAYŞEGÜLYARDIMCI @aysglyrdmc dogum gunun kutlu olsunnn :)
4 Haziran 2012 Pazartesi
царица
Tuhaf rastlantılar... Etrafımda ruhun. Yok hayır ikinci tekile yazmamalı bunu. Ya nasıl olacak ona olan tutkumun tarifi. Almış başını gidiyor. Yıllar götürmüyor, biriktiriyor. Her elektro gitar solosunda ben, yalnızca bas melodimi değil seni tekrar ediyorum zihnimde. Uyanırken buluyorum kendimi o geceki gibi kollarında ve şaşkınlıkla. Ne bekledim hiç bilmezdim o zamanlarda. "Ne olacak şimdi" diye sorduğunda başka bir cevap verebilseydim sana. Her şeyden vazgeçiyor insan, şimdi görüyorum ama bunu o zaman da bilebilseydim ve her şeyden vazgeçseydim bu tuhaf temasların yarattığı sinmiş hayat varken üzerimde. Sana unutmak için yazarken, üzerimdeki kıyafetleri kokladığımı söyleyebildim sadece. Almış başımı gidiyorum. Senin fotoğrafına, deliliğe doğru. Arkamızdaki uçurumu görmemişim o zaman. Senin sarılışını görebiliyorum ama sadece, ve hala. Yüzümdeki hafifliğin nedeni gözlüksüzlük değilmiş şimdi hatırladım. Bu gözyaşının ağırlığındaki nefret, biraz miras, biraz alın teri. Değişmiyor yalan dolan, ama hep aynı kalan seni ilk gördüğümdeki halin, sol yanından. Belki de iyi ki çocukluğumda sevmedim seni. Şimdi bunları bana hiçbir kadının hissettirememesi asla benim olamayacak olmandandır belki. Çok fazla belki. Şimdi yaktığım mumu sen aldın belki. Hatırlamıyorum. Altta bıraktın tüm diğer yaşanmışlıkların karelerini. Yaşanmamışlığın, ben, mum ışığım, dumanım, parmak uçlarım... Hepsi son nefesime kadar senin yaşattıklarını dökebilmek için benimle olsun.... Bir de tek bir fotoğrafın. Ben hep bu fotoğrafın sanardım ama herhangi bir yerde herhangi birisi çıksın yeter. Fotoğrafımız demeliyim belki de. Önüne geçemiyorum kendimin. Herkes beni öldürürken sen yaşatıyorsun hala, yokluğunda bile. Yaşadığım tüm kadınların toplamı bir sen edemedi yazmak onlara haksızlık olur sanar seni tanımayan, benim içimdekini bilmeyen. Tek biri hariç. Sırf ona anlatabildim. Hep ona anlatabiliyorum artık. Ona da anlatamasaydım ölürdüm. Şimdi yaşıyorum. Yaşatıyorsun. Sağol. İçine düştüğüm bu umut, biraz tersine yürümek gibi tüm geçtiğimiz yolları. Kaçan vapurun kaçmaması ihtimaline, o sabahın ertesinde kendimi başkasına, seni de ona bırakmadığım zamanlara... Tek istediğim her şey bittiğinde yeniden yanımda bulmak seni, kabusun ortasında uyanıp senin beni sarışını hissettiğimde utanıp hala uyuyor gibi davranmak yine. Bir kez daha sinmesi kokunun üzerime... Bir gün geldiğinde, yine çocukluğunda söylediğin gibi her şeyden kaçmak istediğinde seni yine o şehre kaçırabileceğimi bil. Tüm kalabalığın ortasına saklanmak ve görüşememek üzere; hiç kimseyle...
3 Mart 2012 Cumartesi
Antrenmanda 5 saniye
Minik minik kızların sıradan muhabbetindeki detaylar tehlikeyi yüzüme çarptı bir kez daha. Konuşuyorlar. Konu nerden geldiyse kadınlara geliyor. Bazı kadınlar işi gereği kapanmayabilir diyorlar. Kapanmanın bir zorunluluk olduğu ön kabulüyle yetişiyorlar. Özgürlüğün savunucuları aslında dayatmanın diktatörleri oluyorlar maskenin altında. Ve artık maskelere gerek duymuyorlar.
Şiir gibi olan
işte o yüzden herkesten daha fazla ihtiyacım var hayatımı daha da zorlaştırmak yerine kolaylaştırmayı tercih eden birine
Diktatöryal Demokrasi
Kendi kaderinin efendisi olmaktan korkanlar, kaderlerini bir başkasına teslim eder, boyunduruğuna gönüllü girerek hayatta kalmaya çalışırlar...
Bir Sonraki Seneden
Tek başınalığın güzelliğini keşfetmek bugün
Hatırlamak yahut.
Gitmek bu şehirden
Sonra sırf sıcak diye bir kütüphanede
Akşamı etmek.
Yatağına girmek kiralık, soğuk evinde
Okumak,
Yazmak,
Düşünmek.
Hatırlamak yahut.
Gitmek bu şehirden
Sonra sırf sıcak diye bir kütüphanede
Akşamı etmek.
Yatağına girmek kiralık, soğuk evinde
Okumak,
Yazmak,
Düşünmek.
15 Şubat 2012 Çarşamba
Cem Atabeyoğlu
Bir yerlerden "Spor Ansiklopedisi" lafını duyunca akla gelen isimdi, geçtiğimiz gün ebediyete intikal eden Cem Atabeyoğlu.
Daha da önemlisi ve her şeyin ötesinde, Fenerbahçe Basketbol Şubesi'nin kurucularından birisiydi o.
Tarih yazımı ve bilgisi "resmi" bir batakta sürüklenen Türkiye, spor tarihi alanında da elindekilerin kıymetini bilemedi hiçbir zaman.
Cem Atabeyoğlu, çağının çok ilerisinde bir insandı. Doldurmak için çabaladığı sayfaların ne kadarı bundan sonraki nesillere ulaşır, bilinmez.
Fenerbahçeli büyüklerimizden, "Forty" lakabıyla maruf Murat Yosmaoğlu ağabeyimiz, Cem Atabeyoğlu'ndan notlar almıştı. Aşağıda bunlardan birisi var. Cem Atabeyoğlu'nun yazılmasına katkıda bulunduğu Fenerbahçe basketbol tarihi sayfalarından bir bölüm.
Bir sürü nesile Fenerbahçe'yi öğrettin. Hakkını helal et, Cem Atabeyoğlu...
Bir sabah Cağaloğlu’ndaki evime gelen Muhtar Sencer o telaşlı haliyle,
“Mahvolduk... Mahvolduk...” diye içeri dalmıştı. Ve kendini holdeki koltuğun üzerine külçe gibi bırakırken “Altan’ın lisansını alamıyoruz. Mahvolduk” diye inlemişti.
Sevgili dostumun tarifsiz bir heyecan içinde anlattığına göre, Altan Dinçer, Teşvik Turnuvası’nın bir maçında Vefa takımında oynadığı için Beden Terbiyesi Bölgesi bu sporcunun transferine izin vermiyordu. Bir sporcunun, bir sezon içinde iki takımda yer alamayacağı yolundaki genel prensip, Altan Dinçer’in Vefa’dan Fenerbahçe’ye transferini engelliyordu.
Ben de şok olmuştum. Kafamı toparlamaya çalıştım zorlukla. Sonra çalışma odama geçip, oradaki yönetmeliklere sarıldım. Bildiğime inandığım bir hususu bir kez de gözlerimle görüp kendi kendime kanıtlamaya çalıştım. İncelediğim yönetmelikler beni rahatlatmıştı. Salonda döndüğümde Muhtar bir yandan kahvesini içiyor, bir yandan da karşısına oturttuğu rahmetli anneme olup bitenleri anlatmaya çalışıyordu.
“Kahveni iç, gidelim” diye konuştum.
Muhtar’cık şaşırmıştı. Fakat yine de iki yudumda kahvesini içti:
“Nereye gideceğiz?” diye sormaktan da kendini alamadı.
“Nereye olacak?” dedim sakin bir sesle “Bölge’ye, Altan’ın lisansını almaya gideceğiz”
Asla inanmamıştı, daha doğrusu inanamamıştı bir türlü. Nitekim yolda durmadan aynı konuyu tekrarlıyordu:
“Vefalılar, Teşvik Turnuvası’nın maç kağıdını getirip Bölge’ye vermişler. Altan oynamış bu maçta. Nasıl faka bastık yahu?” diyordu durmadan.
“Üzme kendiniii” diyordum ona “Bir de ben konuşayım bakalım”
“Konuşmasına konuş ama, bitti bu iş artık” diye söyleniyordu arkadaşım.
Muhtarcığım alabildiğine büyük bir karamsarlığın içindeydi. Onu gayet iyi tanırdım. Ne söylesem onu feraha çıkaramazdım. Bu konuda onu bu büyük karamsarlıktan ancak Altan’ın lisansını kurtarabilirdi.
O zamanlar Beden Terbiyesi İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün Sicil ve Lisans Servisi Şefi, Sorbon Üniversitesi’nin Yüksek Matematik bölümünden mezun olmuş rahmetli Raşit Bey’di. Cin gibi zeki, yönetmelikleri ezbere bilen, son derece dürüst, fakat asık suratlı bir insandı rahmetli. Hayli de sertti. Muhtar’ı koridorda bıraktım, odasına tek başıma girdim. Reşit bey, beni karşısında görünce, gözlüklerinin üzerinden baktı her zamanki gibi donuk sesiyle;
“Hoş geldin.” Dedi ve hemen arkasından sordu “Hayrola bir şey mi var?”
“Altan’ın lisansını almaya geldim Reşit Bey” diyiverdim.
Gözlüklerinin üzerinden attığı bakışları birden sertleşiverdi:
“Muhtar’a söyledim.” Diye homurdandı. “Altan, Teşvik Turnuvası’nda Vefa’da oynamış. Resmi maçta oynamış bir oyuncunun aynı sene içinde başka bir kulübe transferi yapılamaz. Bilmiyor musun? Seneye alabilirsin ancak”
Sakince sordum kendisine:
“Teşvik Turnuvası resmi maç mıdır Raşit Bey?”
Bakışları alabildiğine alevlenmişti o anda:
“Bölge tarafından düzenlenen Teşvik Turnuvası’nın resmi maç olduğunu bilmiyor musun sen?” diye homurdandı.
Yine masum bir tavır takınmaya çalıştım:
“Kabul Reşit bey. Fakat hangi kitabın hangi maddesine göre?” diye konuştum. “Bunu bana gösterirseniz, bir daha böyle hataya düşmem”
Rahmetli Reşit Bey, bana bir şey öğretmek hevesiyle işin üzerine eğildi. Çekmecesinden “Basketbol Müsabaka Yönetmeliği”ni çıkardı. Sayfalarını birkaç kez baştan sona karıştırdıktan sonra:
“Buraya alınmamış ama resmi maçtır Teşvik Turnuvası” diye söylendi.
Cüretimi birden arttırıverdim:
“Fakat bu söylediğiniz, Basketbol Müsabaka Yönetmeliğinin son maddesine biraz ters düşmüyor mu Reşit Bey?” diyiverdim.
Adamakıllı öfkelenmişti. Bu öfkeyle yönetmeliğin son sayfasını açtı ve son maddeye baktı. Bu son maddede “Bu yönetmelikte yer almayan hususlar için Futbol Müsabaka Yönetmeliği esas alınır” diyordu. O bu maddeyi okurken, cebimden çıkardığım Futbol Müsabaka Yönetmeliği’ni usulca masası üzerine bıraktım. Bu yönetmelikte “Resmi Müsabakalar”ın ne olduğu açıkça izah eden bir madde vardı. Onu gösterdim. Okudu. Bu maddede Teşvik Müsabakaları diye bir kayıt yoktu. Olamazdı da zaten Teşvik Turnuvaları yalnız basketbol ve voleybolda vardı. Ve takımları liglere hazırlamak amacıyla düzenlenirdi. Reşit Bey fena halde öfkelenmiş, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Üst üste belki üç dört defa okudu maddeleri. Sonra yine gözlükleri üzerinden baktı bana yine:
“Sen de biliyorsun ya Teşvik Turnuvaları’nın resmi maç olduğunu” diye homurdandı.
Boynumu büküp öfkeli gözlerine baktım:
“Kara kaplı kitabın söyledikleri yanında benim bildiklerimin ne değeri olabilir ki Raşit Bey?” diye konuştum.
Durdu, uzun uzun düşündü. Kara kaplı kitap, onun pek büyük bir sadakatle bağlı olduğu şeydi. Birden çekmecesini çekti., bir lisans çıkardı. Bana uzatırken yüzünde ve bakışlarında hafif bir tebessümün bir an için belirip uçtuğunu fark ettim.
“Maddelerdeki açıklardan faydalandın” diye söylendi.
“Vazifemiz de bu Reşat Bey” diyiverdim gayriihtiyari.
Bu kez yüzünde, bir an için de olsa açık ve seçik bir tebessüm belirmişti:
“Hak ettin” diye söylendi “Al Altan’ın lisansını, git”
Lisansı kapmamla teşekkürü basıp odasından fırlamam bir oldu. Kapının önünde tarifsiz heyecanlar içinde, piposunu kemire kemire volta atmakta olan Muhtar’a elimdeki lisansı uzattım.
“Al bakalım Altan’ın lisansını” diye söylendim.
Muhtarcık, elinde tuttuğu lisansa hayretler içinde bakıyor, gözlerine inanamıyordu sanki. Sonra birden boynuna sarılıp “Allah Allah” nidalarını atmaya başlamıştı.
İşte koca Altan Dinçer, yönetmeliklerdeki küçücük bir madde açıklığı sayesinde resmen Fenerbahçeli oluvermişti böylece.
Elbette ki Fenerbahçeli milli futbolcu Yaşar Alpaslan’ın özbeöz yeğeni olan Altan Dinçer de “Oğlan çocuk dayıya çeker” sözünü boşa çıkarmayıp Fenerbahçeli olacaktı. Seneler sonra Altan, yine Fenerbahçeli bir kadın voleybolcu olan Seçkin ile evlenecek ve yıllar sonra da bu Fenerbahçeli çiftin çocukları Kemal Dinçer, Sarı-Lacivert’li forma altında basketbol oynayacak, takım kaptanlığı yapacak ve sonunda takımın menajeri olarak başa geçecekti.
Bunları yaşamak, görmek dahi bana nasıl büyük bir haz ve mutluluk veriyor.
Hey gidi yıllar hey.
Daha da önemlisi ve her şeyin ötesinde, Fenerbahçe Basketbol Şubesi'nin kurucularından birisiydi o.
Tarih yazımı ve bilgisi "resmi" bir batakta sürüklenen Türkiye, spor tarihi alanında da elindekilerin kıymetini bilemedi hiçbir zaman.
Cem Atabeyoğlu, çağının çok ilerisinde bir insandı. Doldurmak için çabaladığı sayfaların ne kadarı bundan sonraki nesillere ulaşır, bilinmez.
Fenerbahçeli büyüklerimizden, "Forty" lakabıyla maruf Murat Yosmaoğlu ağabeyimiz, Cem Atabeyoğlu'ndan notlar almıştı. Aşağıda bunlardan birisi var. Cem Atabeyoğlu'nun yazılmasına katkıda bulunduğu Fenerbahçe basketbol tarihi sayfalarından bir bölüm.
Bir sürü nesile Fenerbahçe'yi öğrettin. Hakkını helal et, Cem Atabeyoğlu...
Bir sabah Cağaloğlu’ndaki evime gelen Muhtar Sencer o telaşlı haliyle,
“Mahvolduk... Mahvolduk...” diye içeri dalmıştı. Ve kendini holdeki koltuğun üzerine külçe gibi bırakırken “Altan’ın lisansını alamıyoruz. Mahvolduk” diye inlemişti.
Sevgili dostumun tarifsiz bir heyecan içinde anlattığına göre, Altan Dinçer, Teşvik Turnuvası’nın bir maçında Vefa takımında oynadığı için Beden Terbiyesi Bölgesi bu sporcunun transferine izin vermiyordu. Bir sporcunun, bir sezon içinde iki takımda yer alamayacağı yolundaki genel prensip, Altan Dinçer’in Vefa’dan Fenerbahçe’ye transferini engelliyordu.
Ben de şok olmuştum. Kafamı toparlamaya çalıştım zorlukla. Sonra çalışma odama geçip, oradaki yönetmeliklere sarıldım. Bildiğime inandığım bir hususu bir kez de gözlerimle görüp kendi kendime kanıtlamaya çalıştım. İncelediğim yönetmelikler beni rahatlatmıştı. Salonda döndüğümde Muhtar bir yandan kahvesini içiyor, bir yandan da karşısına oturttuğu rahmetli anneme olup bitenleri anlatmaya çalışıyordu.
“Kahveni iç, gidelim” diye konuştum.
Muhtar’cık şaşırmıştı. Fakat yine de iki yudumda kahvesini içti:
“Nereye gideceğiz?” diye sormaktan da kendini alamadı.
“Nereye olacak?” dedim sakin bir sesle “Bölge’ye, Altan’ın lisansını almaya gideceğiz”
Asla inanmamıştı, daha doğrusu inanamamıştı bir türlü. Nitekim yolda durmadan aynı konuyu tekrarlıyordu:
“Vefalılar, Teşvik Turnuvası’nın maç kağıdını getirip Bölge’ye vermişler. Altan oynamış bu maçta. Nasıl faka bastık yahu?” diyordu durmadan.
“Üzme kendiniii” diyordum ona “Bir de ben konuşayım bakalım”
“Konuşmasına konuş ama, bitti bu iş artık” diye söyleniyordu arkadaşım.
Muhtarcığım alabildiğine büyük bir karamsarlığın içindeydi. Onu gayet iyi tanırdım. Ne söylesem onu feraha çıkaramazdım. Bu konuda onu bu büyük karamsarlıktan ancak Altan’ın lisansını kurtarabilirdi.
O zamanlar Beden Terbiyesi İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün Sicil ve Lisans Servisi Şefi, Sorbon Üniversitesi’nin Yüksek Matematik bölümünden mezun olmuş rahmetli Raşit Bey’di. Cin gibi zeki, yönetmelikleri ezbere bilen, son derece dürüst, fakat asık suratlı bir insandı rahmetli. Hayli de sertti. Muhtar’ı koridorda bıraktım, odasına tek başıma girdim. Reşit bey, beni karşısında görünce, gözlüklerinin üzerinden baktı her zamanki gibi donuk sesiyle;
“Hoş geldin.” Dedi ve hemen arkasından sordu “Hayrola bir şey mi var?”
“Altan’ın lisansını almaya geldim Reşit Bey” diyiverdim.
Gözlüklerinin üzerinden attığı bakışları birden sertleşiverdi:
“Muhtar’a söyledim.” Diye homurdandı. “Altan, Teşvik Turnuvası’nda Vefa’da oynamış. Resmi maçta oynamış bir oyuncunun aynı sene içinde başka bir kulübe transferi yapılamaz. Bilmiyor musun? Seneye alabilirsin ancak”
Sakince sordum kendisine:
“Teşvik Turnuvası resmi maç mıdır Raşit Bey?”
Bakışları alabildiğine alevlenmişti o anda:
“Bölge tarafından düzenlenen Teşvik Turnuvası’nın resmi maç olduğunu bilmiyor musun sen?” diye homurdandı.
Yine masum bir tavır takınmaya çalıştım:
“Kabul Reşit bey. Fakat hangi kitabın hangi maddesine göre?” diye konuştum. “Bunu bana gösterirseniz, bir daha böyle hataya düşmem”
Rahmetli Reşit Bey, bana bir şey öğretmek hevesiyle işin üzerine eğildi. Çekmecesinden “Basketbol Müsabaka Yönetmeliği”ni çıkardı. Sayfalarını birkaç kez baştan sona karıştırdıktan sonra:
“Buraya alınmamış ama resmi maçtır Teşvik Turnuvası” diye söylendi.
Cüretimi birden arttırıverdim:
“Fakat bu söylediğiniz, Basketbol Müsabaka Yönetmeliğinin son maddesine biraz ters düşmüyor mu Reşit Bey?” diyiverdim.
Adamakıllı öfkelenmişti. Bu öfkeyle yönetmeliğin son sayfasını açtı ve son maddeye baktı. Bu son maddede “Bu yönetmelikte yer almayan hususlar için Futbol Müsabaka Yönetmeliği esas alınır” diyordu. O bu maddeyi okurken, cebimden çıkardığım Futbol Müsabaka Yönetmeliği’ni usulca masası üzerine bıraktım. Bu yönetmelikte “Resmi Müsabakalar”ın ne olduğu açıkça izah eden bir madde vardı. Onu gösterdim. Okudu. Bu maddede Teşvik Müsabakaları diye bir kayıt yoktu. Olamazdı da zaten Teşvik Turnuvaları yalnız basketbol ve voleybolda vardı. Ve takımları liglere hazırlamak amacıyla düzenlenirdi. Reşit Bey fena halde öfkelenmiş, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Üst üste belki üç dört defa okudu maddeleri. Sonra yine gözlükleri üzerinden baktı bana yine:
“Sen de biliyorsun ya Teşvik Turnuvaları’nın resmi maç olduğunu” diye homurdandı.
Boynumu büküp öfkeli gözlerine baktım:
“Kara kaplı kitabın söyledikleri yanında benim bildiklerimin ne değeri olabilir ki Raşit Bey?” diye konuştum.
Durdu, uzun uzun düşündü. Kara kaplı kitap, onun pek büyük bir sadakatle bağlı olduğu şeydi. Birden çekmecesini çekti., bir lisans çıkardı. Bana uzatırken yüzünde ve bakışlarında hafif bir tebessümün bir an için belirip uçtuğunu fark ettim.
“Maddelerdeki açıklardan faydalandın” diye söylendi.
“Vazifemiz de bu Reşat Bey” diyiverdim gayriihtiyari.
Bu kez yüzünde, bir an için de olsa açık ve seçik bir tebessüm belirmişti:
“Hak ettin” diye söylendi “Al Altan’ın lisansını, git”
Lisansı kapmamla teşekkürü basıp odasından fırlamam bir oldu. Kapının önünde tarifsiz heyecanlar içinde, piposunu kemire kemire volta atmakta olan Muhtar’a elimdeki lisansı uzattım.
“Al bakalım Altan’ın lisansını” diye söylendim.
Muhtarcık, elinde tuttuğu lisansa hayretler içinde bakıyor, gözlerine inanamıyordu sanki. Sonra birden boynuna sarılıp “Allah Allah” nidalarını atmaya başlamıştı.
İşte koca Altan Dinçer, yönetmeliklerdeki küçücük bir madde açıklığı sayesinde resmen Fenerbahçeli oluvermişti böylece.
Elbette ki Fenerbahçeli milli futbolcu Yaşar Alpaslan’ın özbeöz yeğeni olan Altan Dinçer de “Oğlan çocuk dayıya çeker” sözünü boşa çıkarmayıp Fenerbahçeli olacaktı. Seneler sonra Altan, yine Fenerbahçeli bir kadın voleybolcu olan Seçkin ile evlenecek ve yıllar sonra da bu Fenerbahçeli çiftin çocukları Kemal Dinçer, Sarı-Lacivert’li forma altında basketbol oynayacak, takım kaptanlığı yapacak ve sonunda takımın menajeri olarak başa geçecekti.
Bunları yaşamak, görmek dahi bana nasıl büyük bir haz ve mutluluk veriyor.
Hey gidi yıllar hey.
Lya from Andromeda
Bir ateş sol yanımda, yamuk ve yassı mumun ucunda. Damlatıyor kan kırmızı göz yaşını serçe parmağımı teğet geçerek yazılarıma. Yanıyor ömrüm yağmurun söndüremediği. Küçük bir kül tablası topraktan, altından bakıyor bana yine sanki cümlesi bitince sarılacakmış gibi. Korkuyla içim gitsin istiyorum silueti. Gökyüzüne bakıyorum sonra, nerede olduğunu soruyorum, soluma bakıyorum, hala yanıyor ömrüm. Ateşiyle eriyorum ben de. Kendimi kandırıyorum pencerede. Yağmurun kaldırdığı toprak kokusu sanıyorum içime çektiğim bu betonarme şehirde. Kalbimi de kandırıyorum bazen, onu seçim şansı olduğuna inandırıyorum. Kendi tercihleri olabileceğine, dirayetli olduğuna, büyüdüğüne. Her cümlede körüklüyorum, öyle yapmazsam sönüyor ateş, donuyor gözyaşı kirpiklerin ucunda. Bir daha asla diyorum, diyorsun... olmuyor. Oluyor yine, tekrar tekrar. Yazdığın her cümle aleyhinde delil olarak kullanılabiliyor. Seni sevmeye hevesli olmayanlar aradıklarını buluyor. Seni görmek istemeyenler seni görüyor. Kendilerini görüyor cümlelerde. Kendilerini kandıramıyorlar, yaptıklarını biliyorlar. Sana ne hissettirdiklerini biliyorlar. Temiz olmadıklarını ve seni sen yaptıklarını. Tek çabaları senden sonra ne kadar mutlu olduklarını gösterme kandırmacaları. Koluma düşüyor kor sonra. Sivrisinek ısırığından hallice. Ben görüntümü koruyorum, büyüyorum, çürüyorum. Hareketleri takip ediyorum. Çemberin sonuna geldiğimi sanıp diğer turun başlangıcı olduğunu hatırlıyorum. Her yeni başlangıçta hissettiklerimi hissediyorum. Bu sefer başlayasım gelmiyor ama. Yarıçap çizgisinin sonunda durmuş kendimi 2pi re ile çarpmamak için direniyorum. Yağmura soruyorum, alarmı kuruyorum. Daralıyorum. Bana beni sevdiğini söylediğini hatırlıyorum. Gerçek olduğunu. Gülüyorum. İçimdeki şeytanı arıyorum. Ne tür bir pislik olduğumu çözmeye adıyorum geceleri. Çaputumu bağlıyorum. Sonra o ağaçta bırakıyorum hepinizi. Ona gidiyorum. Nasıl geldiğini asla anlatamayacağım, bana hissettirdiğini size hissettiremeyeceğim, ne kadar uzakta olduğunu bilmediğim kadına. Parmak uçlarımda hislerim şimdi, midemde kelebekler de yok üstelik. Bir de sağıma bakıyorum. Hala siyah. Hala masum. Ne diyordu eflatun; karanlıktan korkan bir çocuğu kolayca affedebiliriz. Hayatta asıl trajik olan yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır. Elimi tut, ışığı yakıyorum...
13 Şubat 2012 Pazartesi
Yatmadan Önce
Bir esaret lambasından fırlar gibi yaktım ilk kıvılcımı ve sıçradım her yere isyanın ateşiyle. Basiretsizlik hikayelerine seni inandıran hükümranlara inat girdim bedenine. Ruhunu saldım sokağa özgürlük çığlıklarının sesiyle. Bir metro istasyonunda fark etmedin mi sen de aynı şehrin sağı ve solunun arasındaki uçurumu, aynı çemberin içindeki adaletsizliği, senin kadersizliğinin üzerine inşa edilen gökdelenleri yıkabileceğini düşünmedin mi hiç? Aynı metrodan inen iki insanın sola dönen tarafı 15 dakika sonra en iyi ihtimalle peynir ekmek, sağa dönen şanslı doğanı ise pastahaneden alacağı kruvasan ve çörek ile doyacağını bile bile isyan etmedi mi hiç içindeki sen hep? Aşkı duymadın mı şakaklarında, yürürken ateşin içine içinde umudun ateşiyle? Anlayamadın mı hala dans edemediğin devrimin aslında bir hiçten ibaret olduğunu? Bu sefer sen uyurken şimdi onların düşüneceği, kendi ruhlarını kemireceği, güçsüzlüklerinde boğulacağı gecenin keyfini çıkarta çıkarta yorganı örteceğini düşlemedin mi? Bu ne romantizm bilmem ama ben hiç düşünmemiştim dersen eğer git kafanı yastığa koy sadece. Gerisi zaten sabah olduğunda gelecek. Bu arada cesaretimi bağışla ama bu gece söylemeden edemem, sana olan sevgim bugünden öte, öncekilerden hallince... seni seviyorum diyorum bu gece, yatmadan önce...
11 Şubat 2012 Cumartesi
9 Şubat 2012 Perşembe
Enesten inciler
BİZE NE ENES
Yarin sabah icin alarm muzigim rihanna - you da one
11 12 hali saha macim var. Insallaah guzel oynarim...
Su okulu hic sevemicem galiba
Okanı seyrediyorum
Artik uyuyim. Yoksa sabah zor kalkicam
Iste olmam gerekirken ben eminonu'de geziyorum
Sirkeci'ye uyusuk uyusuk gidiyimde. Dukkana gec gidebiliyim
Eve gidip yatmak istiyorum. Suan o durumdayim.
Hala kahvalti yapmadim. Bi mc donalds a gidiyimde. 2 donut aliyim yiyim
Yatmam gerekirken ben bbm ve twitter da takiliyorum
ENES İLE DİLBİLGİSİ ve ANLATIM BOZUKLUĞU
Basim asiri derecede cok kotu agriyor...
#dunyayabirdahagelsem bu kadar boyumun uzun olacagini bildigim icin kendimi basketbola verirdim...
#HerseyeRagmen bir gulumseme yeter bile...
Abi fotograf makinesiinden cekmediler ki. Fotograf makinelerle cekse yyinee eyvallahda. Adamlaar webcamdenn cektilerr :D
abi o halı sahayı müsait olamıyorum. Ondan bi halledemedim. Bi de ben onların internet araştırdım. Bulamadım numaralarını.
#olmekuzereolsam artık hiç bir şeyin anlamı olmadığını düşünüp. oturup ölmemi beklerdim herhalde...
Aga o degilde. Bu kitabi bitiriyimde. Sahibine gonderiyim artik
her sey iyi hosta. Hayatindan beni bir cirpida cikartman. Hic hos bisey degildi be rabia.
Bazi kizlarin birilerini ...kmeye ne kadar merakli dimi @erdalug
Eski duygularim titresecek diye cok korkuyorum
#BenimDostum cok tanimasamda, ona kanim isinan @SerayKoer dir... Neden boyle dusunuyorum. Onu da hic bilmiyorum. Icimden oyle gecti.
Utku abinin bu dislama olayini cok iyi yapiyor. Suan kendimi yabanci gibi hissediyorum
Utku abim bana kizgin oldugundan... Suan ikimiz salonda oturuyoru. Sadece tv'nin sesi var... Biseyde desem mi bilmiyorum.
Uyandim ama yataktan kalkmak bana o kadar cok zor geliyor ki
Yine dalginligima gelip kocamustafapasa istasyonunu kacirdim. Vay arkadas ya !
Gun yaklasiyor ve benim aklimda olan plan hala yok acaba ne yapsam ?
#Haftasonudemek pazartesi gunun geleceginin habercisidir.
akasya duragi diye bir seyin cok sacma bir sey oldugunu bir kez daha anladim bu aksam.
Iki lafin degistirelebilecegi sanmak. Aptallik midir ?
Bi gitmedi gitti tren. (@ Kocamustafapaşa Tren İstasyonu)
Vee kac gunn sonra ise gec kalmanin heyecanini yasamiyorum. Cunku patron hic bisey demiyor. Nasil bi istir la bu ?
Keske sadece bir istedigim sey olsaydi bari. Yoksa bu hayatta yasanilmaz yani
Acaba twetlerimin oldugu yere girip. tweetlerimi okuyormudur@DilanTerzioglu
http://connected2.me de bi kızla sağlam muhabbet kurdum. şuan çok iyi gidiyor muhabbetimiz. arkadaşlık grubama bir yeni arkadaş daha geldi
Hala kahvalti yapmadim. Bi mc donalds a gidiyimde. 2 donut aliyim yiyim
O kadar ''siktir git'' demis gibi cumleler kullandigi halde... ben onu hala seviyorum. Napam elimde degil.
Beceri sinavina cok calismadigimdan hatta hic calismadigim cantayi defterle doldurup okula gidiyorum
Kuzenlerimle iPad de cilginlarcaa egleniyoruz :D saka yaptim sadece egleniyoruz :D
ENES'TEN ORTAYA KARIŞIK
@oguzsenler olm bak beni sinirlendirme. Sinirlenip butun gun istiklal de gezerim. Yapma yani
#bugüngünlerdenAYŞEGÜLYARDIMCI @aysglyrdmc dogum gunun kutlu olsunnn :)
Yarin sabah icin alarm muzigim rihanna - you da one
11 12 hali saha macim var. Insallaah guzel oynarim...
Su okulu hic sevemicem galiba
Okanı seyrediyorum
Artik uyuyim. Yoksa sabah zor kalkicam
Iste olmam gerekirken ben eminonu'de geziyorum
Sirkeci'ye uyusuk uyusuk gidiyimde. Dukkana gec gidebiliyim
Eve gidip yatmak istiyorum. Suan o durumdayim.
Hala kahvalti yapmadim. Bi mc donalds a gidiyimde. 2 donut aliyim yiyim
Yatmam gerekirken ben bbm ve twitter da takiliyorum
ENES İLE DİLBİLGİSİ ve ANLATIM BOZUKLUĞU
Basim asiri derecede cok kotu agriyor...
#dunyayabirdahagelsem bu kadar boyumun uzun olacagini bildigim icin kendimi basketbola verirdim...
#HerseyeRagmen bir gulumseme yeter bile...
Abi fotograf makinesiinden cekmediler ki. Fotograf makinelerle cekse yyinee eyvallahda. Adamlaar webcamdenn cektilerr :D
abi o halı sahayı müsait olamıyorum. Ondan bi halledemedim. Bi de ben onların internet araştırdım. Bulamadım numaralarını.
#olmekuzereolsam artık hiç bir şeyin anlamı olmadığını düşünüp. oturup ölmemi beklerdim herhalde...
Aga o degilde. Bu kitabi bitiriyimde. Sahibine gonderiyim artik
her sey iyi hosta. Hayatindan beni bir cirpida cikartman. Hic hos bisey degildi be rabia.
Bazi kizlarin birilerini ...kmeye ne kadar merakli dimi @erdalug
Eski duygularim titresecek diye cok korkuyorum
#BenimDostum cok tanimasamda, ona kanim isinan @SerayKoer dir... Neden boyle dusunuyorum. Onu da hic bilmiyorum. Icimden oyle gecti.
Utku abinin bu dislama olayini cok iyi yapiyor. Suan kendimi yabanci gibi hissediyorum
Utku abim bana kizgin oldugundan... Suan ikimiz salonda oturuyoru. Sadece tv'nin sesi var... Biseyde desem mi bilmiyorum.
Uyandim ama yataktan kalkmak bana o kadar cok zor geliyor ki
Yine dalginligima gelip kocamustafapasa istasyonunu kacirdim. Vay arkadas ya !
Gun yaklasiyor ve benim aklimda olan plan hala yok acaba ne yapsam ?
#Haftasonudemek pazartesi gunun geleceginin habercisidir.
akasya duragi diye bir seyin cok sacma bir sey oldugunu bir kez daha anladim bu aksam.
Iki lafin degistirelebilecegi sanmak. Aptallik midir ?
Bi gitmedi gitti tren. (@ Kocamustafapaşa Tren İstasyonu)
Vee kac gunn sonra ise gec kalmanin heyecanini yasamiyorum. Cunku patron hic bisey demiyor. Nasil bi istir la bu ?
Keske sadece bir istedigim sey olsaydi bari. Yoksa bu hayatta yasanilmaz yani
Acaba twetlerimin oldugu yere girip. tweetlerimi okuyormudur@DilanTerzioglu
http://connected2.me de bi kızla sağlam muhabbet kurdum. şuan çok iyi gidiyor muhabbetimiz. arkadaşlık grubama bir yeni arkadaş daha geldi
Hala kahvalti yapmadim. Bi mc donalds a gidiyimde. 2 donut aliyim yiyim
O kadar ''siktir git'' demis gibi cumleler kullandigi halde... ben onu hala seviyorum. Napam elimde degil.
Beceri sinavina cok calismadigimdan hatta hic calismadigim cantayi defterle doldurup okula gidiyorum
Kuzenlerimle iPad de cilginlarcaa egleniyoruz :D saka yaptim sadece egleniyoruz :D
ENES'TEN ORTAYA KARIŞIK
@oguzsenler olm bak beni sinirlendirme. Sinirlenip butun gun istiklal de gezerim. Yapma yani
#bugüngünlerdenAYŞEGÜLYARDIMCI @aysglyrdmc dogum gunun kutlu olsunnn :)
4 Şubat 2012 Cumartesi
Kütüphaneler
IŞIK ÜNİVERSİTESİ - ŞİLE
http://www.isikun.edu.tr/kutuphane/detay.aspx?SectionID=ZLDEE8PpdVjMJ2LKETgp5w%3d%3d&ContentId=jD7gQxAGXqVwBb23eAkgxQ%3d%3d
BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ - BEŞİKTAŞ
http://library.bahcesehir.edu.tr/
İTÜ - AYAZAĞA
http://www.kutuphane.itu.edu.tr/t/01/kh12.html
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ - BEBEK
http://www.library.boun.edu.tr/saatler_yerlesim.php
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ - BEYAZIT
http://kutuphane.istanbul.edu.tr/?p=5561
http://www.isikun.edu.tr/kutuphane/detay.aspx?SectionID=ZLDEE8PpdVjMJ2LKETgp5w%3d%3d&ContentId=jD7gQxAGXqVwBb23eAkgxQ%3d%3d
BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ - BEŞİKTAŞ
http://library.bahcesehir.edu.tr/
İTÜ - AYAZAĞA
http://www.kutuphane.itu.edu.tr/t/01/kh12.html
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ - BEBEK
http://www.library.boun.edu.tr/saatler_yerlesim.php
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ - BEYAZIT
http://kutuphane.istanbul.edu.tr/?p=5561
Bilgisayarı Düşürmek
Çoktandır gündelik düzenin küçük sorumlulukları dışında üzerimde hissetmediğim baskıdan ötürü duyduğum pişmanlık aslında bugüne kadar hep zor kullanılarak iş yapmaya alışmış bir nesil oluşumuzdan kaynaklı. Sorumluluklarımın bilincinde olmama karşın yeterince odaklanıp çalışamamamın bir çok nedeni var aslında. Sadece plan yaparak düzeltilmeye çalışan spor hayatını, sadece çalışma planı yaparak çalışamayacağım aşikar. Bir şeylerin bitmeyeceği de öyle. O halde kendimi kandırmak yerine yine bir yerden başlamıştım. Beni alıkoyan şeylerin en büyüğü, aslında yine sorumluluklarımı yerine getirirken en çok ihtiyaç duyduğum şeydi. Bilgisayarım. İşte üzerimde aradığım baskıyı bugün beni korkutarak süspanse etti adeta. Ayağımın takıldığı kablo bilgisayarın elektrik kablosu olunca, masanın üstünde uslu uslu duran meret kendini yerde buldu. Tam o an, ekran kısmının kopup bir yere fırladığını düşünerek parçalanmış bir monitör arıyordum ki büyük bir tesadüfle düşerken kapağının kendiliğinden kapandığını fark ettim. Burnu bile kanamamıştı. Ne için kullanırsam o işe yarayan dostumun bana neyi hatırlatmaya çalıştığını anlamıştım. Mouse'u daha az, klavyeyi daha fazla kullanmalıydım. Masaüstündeki "Tez" klasörü, google chrome dan daha gözükmeliydi komut satırında. Geçen günler pişmanlık değil, günün verdiği yorgunlukla bitmeliydi artık. Bu yazıyla yeniden başlıyorum. Kalp ritmim normale döndü, hasar ihtimalinin verdiği panikle sarsılan bünyem de daha iyi. Kızıl yoldaşımı seviyorum, fanından gelen kamyon sesine rağmen.
31 Ocak 2012 Salı
28 Ocak 2012 Cumartesi
JJR - Eşitsizliğin Kökeni
...ve eğer içeride ulusal bir egemen ile dışarıda yabancı bir egemen varsa, yetkeyi nasıl paylaşırlarsa paylaşsınlar, ikisine de gerektiği gibi boyun eğilmesi ve devletin iyi yönetilmesi olanaksızdır
25 Ocak 2012 Çarşamba
İki kimlik
Aldığım iki küçük, iki basit hediye bir çok şeyi anlamamı sağlamalı aslında. Kimliğim. Özüne indi artık. Biri beyaz bir tişört üstüne sinmiş istanbul. Yaratıcı, keyif verici ve serin. Diğeri ise çubuklu. Artık bize emanet olan çubuklu. Üstelik ısıtan, donmaktan koruyan ve durmamaya sevk eden. Biri istanbul biri fenerbahçe olan kimliklerim sanırım asla terkedilmez olan. Hiç bir yere gidesim yok benim. Her şey bitse de bu ikisine sarılıp uyumak için.
Etiketler:
doğum günü hediyesi,
fenerbahçe,
iki kimlik,
istanbul
26 ve 27 Aralarında Asal Sayılardır

Konuşmak gerekince susmayı sevişlerim gibi bugünün sonunu bekleyişim. Şimdi bana bütün kelimeleri verseniz,her şeyi anlatabilmeye yetmez ve hiçbir şey anlatmaz kelimeler. Bana bir şey anlatmayan kelimeler yerine 27'nin yüzüme çarpılması daha ayıltıcıdır artık. Her şeyi anlatan sizler, bugünün özetisiniz, hayatımın toplamı. Kültablasına yetiştirilemeyip masaya düşen sigara külü gibisiniz geride bıraktığım yıllar. Olması gereken hiç olmamış gibi, ve oldurmuşum gibi aslında pek de çok şeyi. Bazen düşen bir ping pong topu sesinde, ya da kebapçıda kesilen frambuazlı kekin yanında içtiğim çayda gülümserim. Bu kadar kolay artık gerçekçi olmak. Umut hep olacak ben tek başıma oldukça. Ve kelimeler hala hiçbir şey söylemeyecek. Sadece beni iyileştirecek. Sigara bitecek. Düşen küle dokunmaya kıyamadan; bir sene daha geçecek...
21 Ocak 2012 Cumartesi
20 Ocak 2012 Cuma
Sevgili günlük
Hala çok soğuk. Benim gibi soğuk seven insanın bile içine işlediğine lanet ettiren bir soğuk var. Antrenmanların en keyiflilerinden biriydi. Aynı zamanda karne günü olma dolayısıyla çok sayıda veli tribündeydi. Onları da bu keyfe katmak hoş oldu rekabet dolu bir şut yarışmasıyla. Lisans işlerinin pazartesi gününe kalması ise bu yorgunlukla gelebilecek en güzel haber. Şimdi toparlanma, çantayı hazırlama ve hafta sonu kampına doğru yol alma zamanı. Bu ne lan, iyice günlüğe çevirdim.
18 Ocak 2012 Çarşamba
76-71 Unics Kazan yenilgisi...
İlk yarısını 17 sayı farkla önde kapattığınız bir maçı 5 sayı farkla kaybediyorsanız o oyunun adı basketboldur. Üzücü bir başlangıç top 16'ya.
17 Ocak 2012 Salı
Spor Kulüpleri Örgüt Muamelesi Görürken
Çifte standardın en yüzsüz en alçak dönemini yaşıyoruz. Bu kadar göstere göstere adaletsizlik, adında adalet olan kurumlar tarafından bizzat yapılıyor üstelik. Trafik ışığında bekleyen üç kişi örgüt olma potansiyeliyle göz ucunda tutulurken, tetikçileri, beyin takımı, büyük patronlarıyla hiyerarşik yapıda çalışan suikast ekibi ise "bir avuç kendini bilmez" muamelesi görüp örgüt üyeliğinden tahliye ediliyor. Bu yaklaşım iyi ya da kötü, ak ya da kara herkesi kendi adaletini kendi temin etme seçeneğine götürüyor. Kanunlar senin kanunların, ayıplar senin ayıbın oluyor, utanç ise pay almadığın yegane şey olarak kalıyor.
14 Ocak 2012 Cumartesi
Travis - Re offender
aşk... sırf bu şarkıyı yine aynı hüsranla dinlemek, yine huzur bulmak için yeniden istemeye cesaretim olan şeydir... evet... şimdi yatabilirim...
İkinci tekrar dolabı
Bir alt bir üst titreşimin arasında eşit mesafede kalınca sıfır hatayla devam edersin sakız çiğnemeye. Rutin ritimlerin yol alışlarında bulursun birden kafanın tasının attığı yeri. Tozlu, kurak, dikenli batı asfaltlarında, görece fazla benzin yakan pikapında triole baslar eşliğinde terler bedenin şoför koltuğunun üçüncü sınıf kaplama derisinde. Konsere az kaldı, yetişemeyeceğini bildiğin yere giriş biletlerin torpido gözünde, kağıt parçası özüne geri dönüş yolunda. Sense yolu gösterecek, her günü ayrı görecek, yalvarmayacak, sana boyun eğmeyecek bir kılavuz kaptan peşindesin. Depoyu dolduracak paran var ama yine de pikap seni yarı yolda bırakacak. Ya daha iyisi vardır diye risk alacak, sonunda onun karar kıldığı yerde kalacaksın; ya da gidebileceğin en uzağı hesaplayıp makul bir tercihte optimal hayatında sıradanlaşacaksın, yaşayacaksın, biçilmiş kaftanı giyip padişahı oynayacaksın soytarı olup herkese parmak atmak varken. Tutsak, yitik, dile ve yap adamı olup, fade-out ile biten şarkının son cümlesininin sekisinci tekrarı olacaksın: ha - ha - ho - ho - hu - hu - hi - hi...
Etiketler:
fade out,
ikinci tekrar dolabı,
pikap,
soytarı
13 Ocak 2012 Cuma
Öğreten
...duymak istediğiniz şeyi söyleyen değil, sizin gerçeği görmenize yardımcı olacak, gerektiğinde can yakacak şeyleri söyleyenlerdir asıl öğretenler...
Yine
Karanlıkta tuttuğun silüetlerin
Saf duyguları
Kendimi kandırışları
Özrün kabahatinden yüce
Bir şey unutmadın mı
Çıkarken
Kendini kandırmayı
Daha fazla burada kalmayı
Özürlerini kendine saklamayı
Tekrar tekrar yok olmayı
Bana aşkını anlattığında
Bir kez daha
Kandığımda
Güldüğümde
Saplandığımda
Yanımda olma
Önce sağıma sonra soluma
En sonunda
Yoluma
Yine...
Çıkma...
Saf duyguları
Kendimi kandırışları
Özrün kabahatinden yüce
Bir şey unutmadın mı
Çıkarken
Kendini kandırmayı
Daha fazla burada kalmayı
Özürlerini kendine saklamayı
Tekrar tekrar yok olmayı
Bana aşkını anlattığında
Bir kez daha
Kandığımda
Güldüğümde
Saplandığımda
Yanımda olma
Önce sağıma sonra soluma
En sonunda
Yoluma
Yine...
Çıkma...
11 Ocak 2012 Çarşamba
Karanlık Yolcu

Dünyanın başı elbet dönecektir bir gün dönmekten demek, son pişmanlığın sabaha varmayacağı dar koridorlarda yürümek gibidir bir aşağı bir yukarı. Gafiller güneş battı sanar, karanlık olur derler oysa sadece ışık azalır. Karanlık değil, ışığın yokluğu vardır. Çarpmazsa saksıdan bedenlerinizdeki gübreli edebinize, saklayabiliriz sanırsınız pisliğinizi. Ama görürüm ben, bilirim çünkü karanlığın sizin yanılsamanız olduğunu. Biliyorum, çünkü karanlık benim gerçeğim. Sağım solum önüm arkam gafilken, ben avlanırım içimdeki karanlık yolcuyla yollara düşüp. Kana kana içerim gecenin soğuğunu, siz gün ola hayrola derken. Beceriksizliğini örtbas eden, kafayı gömerek kendi görülmeyecek zanneden deve kuşları gibi insanlar ve bu insanları tanıma senelerinden biri. Kaçışın sonunun meçhul olduğuna ikna olduktan sonra bitti geceye küsmelerim. Bana bıraktığınız için de sevinçliyim. Kaçak avcılar cümle kuramadıklarından karanlığı severler, insanlar karanlıkta göremezler, kolay olur avlamak. Ama ben avlanmam, bilirim karanlık yoktur, ışık azdır, ve sen de onlar gibi korkaksındır. Gün ışıdığında ise karanlık hala bendedir, sen aydınlık yüzümü görürken. Onu hakettiğini gösterirsen, karanlık yolcum... peşinden gelecektir. Ardına düştüğü hiçbir devekuşu, kafasını topraktan çıkartamamış, ne olduğunu anlamamıştır daha. Soğuk bir ürperti önce, sonra bacaklarda hissizliğin valsi. Buraya gelmeyecektin dersen ödünü almayacaktım derim. O gece bu gece diyor ya hani lam koleksiyoncusu, ben de o gün batışı, bu gün batışı diyorum. Karanlığın olmadığını göreceğin, ışığın yokluğu içinde tam burnunun ucunda belireceğim. Şanslıysan dudaklarında, değilsen gırtlağında hissedeceksin beni; kurtulduğunu sandıktan tam 9 saniye sonra...
5 Ocak 2012 Perşembe
4 Ocak 2012 Çarşamba
Dipten
Hiç olmadığı kadar yenik beden. Titremekte, bulanmakta, dönmekte olduğu yerde. Dağı tepeyi aşmaktan yorulmadı da mutluluğa yenik düştü. Duman olmuştu halimiz kolumuzdan tutmasaydı dostlar. Zehir olan gece mi, zehir dolan kan mı yatalak eden şey bünyeyi? Nerde yaşarsan yaşa, hepsi yalan... giderek kanımız zehir doluyor farkında olmadan. Dost dediğin kalbini soymuş demek yerine kolundan tutana baktığında göreceksin aslında tam da halimizin duman olmadığını. Biz kimiz diye sorduğunda daha kolay cevap alırsın belki. Ve böylece kimse düştüğünde, asla yerde bulmaz kendini.
3 Ocak 2012 Salı
Ales İlkbahar Startı
Murat Yayınlarından aldığım konu anlatımlı ales kitabı tam aradığım şeyleri barındırıyor. Anlatılan konunun içinde çözümlü yerine "açıklamalı" sorular var ve yine her konunun içinde o konuyla ilgili son 10 sene içinde çıkmış ales soruları da var. Sözel ve sayısalı bir arada barındırması ise kitabı iyice tercih sebebi kılıyor. Bravo.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)