
Başın ateşler içinde kalktığın sabahlardan olmak zorunda değil bu. En son gece, en son günü hatırlaman yeterli niye hala yaşadığını merak ediyorsa insanlar. Hatırladığın şeyleri söylemediğini iddia edip, olmayanların söylemi üzerinden üzerime gelişlerin şarkıyla birlikte bitecek bir miktar an sonra. Son sözlerini söylemek zorundasın diyebilmek için dün gece bile çok geçti. Ve çok gece geçti üzerinden kaşık kaşık mutluluk içip iyileşmek yerine bağımlı olduğumuz aşkları unutalı. Malesef obsesif rüyalarım yok artık. Biraz boyun ağrısı oynadığım gerilimli oyundan kaynaklanan, biraz da dibi küflenmiş kahve bardağı kokusu var burnumda. Öyle görünüyor ki hayatta kalma seansların hayatıma tutunma tesadüflerine bağlı; oysa kocaman olmuş cebine girenler, çıkanlar, bakanlar... Bilmeni isterim ki ile başlayacak bir cümlem de yok üzülerek söylemek gerekirse. Ah bir dakika söyleyeceğim asıl önemli şey, oldukça iyi hissediyorum. Bu acıyı, paralize olmuş halimi, üst dişlerimin köküyle burun direği arasındaki gerilimi, nedensizliği daha önce hiç yaşamadığım cinsten yaşıyor olmak... Tam olarak bu durum iyi hissettiriyor, çünkü başka bir şey bu, yeni bir şey, kendimi tekrar etmediğimi gösteren bir şey, hepinizin geride kaldığını ve arkadan bağırdığını. Eş zamanlı yapılan küçük keyif seansları, birilerinin hayatına yapabildiğim küçük dokunuşlar, kendi küçüklüğümün farkında olup büyüdüğünü sananların seremonisini izlemek... Şarkı biter, gece biter, insanların koyduğu hayat dilimlemesinin bıçak kesiğinde bir gün başlar. Bir pasta diliminden ötekine atlayacağım, canlarla geçireceğim, duyumsamamı kendi istencimle ve keyifle azaltacağım bir gecenin sonunda da rakamların sonu birken... iki olur...
