Ye, yiyebildiğin kadar
İster israf olmasın diye
İster tadına doyamamaktan.
Başını kaldırdığında gördüklerin
Yığınlaysa
Birikmişlerse
Ve ertelenmiş hissi kaplarsa yüreğini
Yüreğini kaplayan tüm öteki duygular kaybeder güzelliğini;
Aşk da dahil.
Sarhoşluğunun geçmesinin nedeni
Kusmansa
O zaman şarkılar söylemek yersizdir.
Tüm sevdiğin şeylere tecavüz eden hayat
Sana çektirdiklerinin bedelini ödüyorsa
Helaldir yaşadığın günahlar da,
Sevaplar gibi.
Ali Emrah
30 Mart 2008 Pazar
Aşk Gerzekliktir
Yarı açık gözlerim dün akşamdan arta kalan yorgunluğumun sonucuyken ben hala birileri için bir yerlere gitmekteyim. Olmadığımda sekteye uğrayacak şeylerin sayısı bu kadar çokken kendi varlığımın farkındayım onun sayesinde. Sıradan bir pazar gününü kapı önlerinde geyik yaparak geçiren insanların arasından geçerken daha fazla sarıldım amaçlarıma ve refleks olarak hızlandı adımlarım.
...
Kusmuk boğazıma kadar geldi. Nedenini bilemediğim bir acı var içimde ya da acıların birikmişliği bedenimde. Lanet bir mesaj ya da bir fotoğraf yeter içimdeki örümcek ağı bağlamış çürüklerin canımı yeniden yakmasına. Komik mi bu durumda bile mutlu olmak? Saf değil artık içimdekiler ve asla yine ötekiler gibi olmayacak ne bakışlarım, ne dokunuşlarım, ne de sevişlerim. Ve kendimi yine içine bıraksam da haykırıyorum düşerken; AŞK GERZEKLİKTİR diye...
...
Kusmuk boğazıma kadar geldi. Nedenini bilemediğim bir acı var içimde ya da acıların birikmişliği bedenimde. Lanet bir mesaj ya da bir fotoğraf yeter içimdeki örümcek ağı bağlamış çürüklerin canımı yeniden yakmasına. Komik mi bu durumda bile mutlu olmak? Saf değil artık içimdekiler ve asla yine ötekiler gibi olmayacak ne bakışlarım, ne dokunuşlarım, ne de sevişlerim. Ve kendimi yine içine bıraksam da haykırıyorum düşerken; AŞK GERZEKLİKTİR diye...
25 Mart 2008 Salı
Gidişat...
İnsanların birarada yaşamalarının sonucu olan "paylaşım" sorununa "pay edenin belirlenmesi" penceresinden baktığımızda iktidar mücadelesinin ve şeklinin ana temasını çıkartmış oluruz. Düşünürün eserini yazarken onu yola çıkartan iki temel soruda olduğu gibi kendimize soralım: İktidar kaç kişinin elindedir ve iktidar kimin çıkarı için kullanılır? Kurucu sülalenin soya dayalı tek kişilik iktidarı olan monarşide güç bir kişinin elindeyken bu güç devletin ve tebaanın selameti için kullanılırdı. Aristokrasi, despotizm, tiranlık gibi diğer şekiller de bu iki soruya verilen farklı cevapların sonuçları olarak karşımıza çıkar. Demokrasi kavramı ise halk egemenliğine dayanan "seçilmişler" kitlesi tarafından yönetilme şeklidir. Siyasal iktidarı ele geçirmenin "demokratik" şekli tüm oy sahiplerinin fethedilmesidir. Demokratik bilinç düzeyi nispeten daha düşük olan toplumlarda -ki hele toplum köleleştirilmişse bu daha kolaydır- oyun gaspı kalbi okşamaktan geçer zira oy sahibi oyunu aklıyla değil kalbiyle vermektedir. Sonuçta durum seçim dönemindeki ikna teknikleri ve kandırmaca becerisine kalmaktadır. Kitle iletişim aygıtları da bu sürece bir taraf olarak ve yönelendirici konumda yardım ettiği takdirde size düşen tek şey önce büyük çıkar sahiplerinin "desteğini almak" sonra da oy sahiplerinin kalbini okşamaktır. En kutsal en dokunulmaz duyguları da bu sürecin parçası yapmak bunu kullananı da kutsallaştırdığı takdirde o zaman anayasal dokunulmazlığın yanına bir de "ilahi dokunulmazlık" eklenir. "Özgür ve oy hakkına sahip" bireylerin çoğunluğunun "evet" iyle gücü eline alan iktidar artık kimin iktidarıdır? Türkiye örneğine baktığımızda oy verme işlemine katılmış vatandaşların %47 sinin evet dediği parti siyasal islamın uygulayıcısı olan bir partidir. Peki bu %47 lik dilimin içindeki herkesin "siyasal islam" a evet demesi anlamına mı gelmekteydi? Bu ideoloji ile uygulanan her politikaya mı evet diyordu ki o yüzdekırkyedi, iktidar lideri her yaptığı işi "halk bunu istiyor" safsatasına dayandırıyordu? Demokrasi, eline geçirdiği gücü kendi çıkarı için kullanma, karşısındakileri, muhalefeti susturma, bezdirme, suçlama ve hatta yok etmeye kadar vardırma mıydı "halk bunu istiyor" diyip, yoksa başka bir şey mi? Şüphesiz ki her demokrasi modernleşme demek olmadığı gibi modernleşme de sadece demokratik yönetimler içinde gerçekleşir denemez. Demokrasiyi hedefe ulaşmak için bir tren olarak görenler ve hedefe varınca o trenden ineceklerini söyleyenlerin eline vermek, tarihin her döneminde ve her yönetim şeklinde görülen "ihanet" olgusunu besleyip büyütmekle eşdeğerdir. Yaşadığımız bu "cilalı demokrasi devrinde" hapsedilmiş ve tutsaklaştırılmış ülkelerin içinde filizlenen özgürlük ve bireycilik; ortaklıkların altının çizilip birarada tutmak yerine farklılıkların vurgulanması ve bütünün bölünmesi anlayışı şu sloganları doğurmuştur.
Yaşasın özgür bireyler -köle toplumlar...
Yaşasın "Türkiye-Kürdistan İslam Cumhuriyeti Federasyonu"...
Yaşasın özgür bireyler -köle toplumlar...
Yaşasın "Türkiye-Kürdistan İslam Cumhuriyeti Federasyonu"...
24 Mart 2008 Pazartesi
Bal
Aşkım sen benim canımsın
Kanıma karışmış kanın
Söyle kimlerden kaçarsın
Boşuna durmadan ağlarsın
Yavrum sen benim balımsın
Tadına alışmış canım
Aah güzel kuşum gir kanıma
Ben zaten sarhoşum
Nerdesin.... sevgilim...
Söyle nerdesin bal
Artık benlesin bal
Söyle nerdesin bal
Artık benlesin bal
Artık sen benim canımsın
Canlı kalan tek yanımsın
...duman...
Hep bıraktığın anda gelir sana derler ya kovaladıkça kaçarken. Öyle mi oldu ki yine. Yine mi fikrimin çizgileri kalbimin silgisiyle silinecekti. Bu sefer hayırdı. Hayır. Aklım artık buna izin vermeyecekti. Ama bir kıyak yaptı bu sefer, kalbim mi aklıma aklım mı kalbime bilinmez ama; aynı fikirdeydiler ikiside şaşılası şekilde. Bu sefer nedenini biliyorum. Nasıl oldu, nasıl gelişti her şey dediğinizde anlatacak bir hikayem yok bu sefer. Daha iyisi hiç olmamışı var. Nedenini biliyorum bu sefer. Neden? Çünkü fikrimin ince çizgilerinin üzerinden geçti onun kırmızı kalemi. Bana beni mi anlatıyordu, gözler mi körelmişti yoksa. Yok yok, duygu yoğunluğunun verdiği pervasızca ve zorlarcasına yapılan "ne kadar çok ortak yönümüz var" safsatası değil anlatmak istediğim. Tarifsiz tasniflerde kaybolmak gelir içimden şimdi. Kurduğum cümleyi anlayan, yüreğimi de zihnimi de aynı anda anlayabilen, çekip çeviren, kendi ayaklarıyla ve nerede duracağını bilen, iki kelimeyi bir araya getirebilen, yürekli, açık ve en önemlisi ceseratle dürüstlüğün tavan yaptığı sen. Biberondan süt içtiğim çağlarda ağzıma tıkadıkları emziği batırdıkları bal kasesi şimdi hangi tozlu raftadır bilemem ama bitmeyen bir "balım" var artık ve balı bitince fırt diye attığım emzikler yok ağzımda.
Ali Emrah...
Kanıma karışmış kanın
Söyle kimlerden kaçarsın
Boşuna durmadan ağlarsın
Yavrum sen benim balımsın
Tadına alışmış canım
Aah güzel kuşum gir kanıma
Ben zaten sarhoşum
Nerdesin.... sevgilim...
Söyle nerdesin bal
Artık benlesin bal
Söyle nerdesin bal
Artık benlesin bal
Artık sen benim canımsın
Canlı kalan tek yanımsın
...duman...
Hep bıraktığın anda gelir sana derler ya kovaladıkça kaçarken. Öyle mi oldu ki yine. Yine mi fikrimin çizgileri kalbimin silgisiyle silinecekti. Bu sefer hayırdı. Hayır. Aklım artık buna izin vermeyecekti. Ama bir kıyak yaptı bu sefer, kalbim mi aklıma aklım mı kalbime bilinmez ama; aynı fikirdeydiler ikiside şaşılası şekilde. Bu sefer nedenini biliyorum. Nasıl oldu, nasıl gelişti her şey dediğinizde anlatacak bir hikayem yok bu sefer. Daha iyisi hiç olmamışı var. Nedenini biliyorum bu sefer. Neden? Çünkü fikrimin ince çizgilerinin üzerinden geçti onun kırmızı kalemi. Bana beni mi anlatıyordu, gözler mi körelmişti yoksa. Yok yok, duygu yoğunluğunun verdiği pervasızca ve zorlarcasına yapılan "ne kadar çok ortak yönümüz var" safsatası değil anlatmak istediğim. Tarifsiz tasniflerde kaybolmak gelir içimden şimdi. Kurduğum cümleyi anlayan, yüreğimi de zihnimi de aynı anda anlayabilen, çekip çeviren, kendi ayaklarıyla ve nerede duracağını bilen, iki kelimeyi bir araya getirebilen, yürekli, açık ve en önemlisi ceseratle dürüstlüğün tavan yaptığı sen. Biberondan süt içtiğim çağlarda ağzıma tıkadıkları emziği batırdıkları bal kasesi şimdi hangi tozlu raftadır bilemem ama bitmeyen bir "balım" var artık ve balı bitince fırt diye attığım emzikler yok ağzımda.
Ali Emrah...
7 Mart 2008 Cuma
Toplum Sözleşmesi
Aşağıdaki cümleler Jean-Jacqués Rousseau'nun başlıkta adı geçen eserinden alınmıştır:
- Bir çoğunluğa baş eğdirmekle bir toplumu yönetmek arasında her zaman büyük bir fark vardır.
- O topraktan bir an için öteki insanları uzaklaştırma gücüne sahip olmak, onların hakkını bir daha asla oraya dönmemek üzere ellerinden almaya yetecek midir?
- Tek tek kişileri istençlerini akıllarına uydurmaya zorlamak, halka da ne istediğini bilmeyi öğretmek gerekir.
- Eğer insanlara hükmeden kişinin yasalara hükmetmemesi zorunlu ise, yasalara hükmeden kişi de insanlara hükmetmemek zorundadır; aksi takdirde o yasalar, yasa koyucunun tutkularının görevlileri olarak, çoğu kez ona adaletsizliklerini sürdürmekten başka bir şey yaptırmayacaklardır; tikel görüşlerin eserinin kutsallığını bozmalarını asla engelleyemeyecektir.
- Nafile saygınlıklar geçici bir bağ oluştururlar; o bağı kalıcı kılan yalnızca bilgeliktir.
- Toplumsal bağ ne ölçüde yayılırsa o ölçüde gevşer; ve genellikle küçük bir devlet, orantısal olarak büyük bir devletten daha güçlüdür.
- Bir amaca doğru yürüken ilk olarak oraya gitmeyi istemem gerekir, ikinci olarak da ayaklarımın beni oraya götürmesi.
- Yürütme gücünün yasama gücüyle birleşik olduğu bir esas teşkilattan daha iyisi olabilemezmiş gibi görünüyor; ama bu yönetimi bazı yönlerden yetersiz kılan şey bizatihi budur, çünkü ayrıştırılmış olması gereken şeyler ayrıştırılmamıştır ve de hükümdar ve egemen aynı kişi olduklarından, bir bakıma yönetimsiz bir yönetimden başka bir şey oluşturmazlar.
- Eğer tanrılardan oluşan bir halk olsaydı, kendini demokratik bir şekilde yönetirdi. Böylesine kusursuz bir yönetim insanlara uygun değildir.
- Özgürlük her iklimde yetişen bir meyve olmadığından bütün halkların erişebileceği şey de değildir.
- Dediğimdedikçilik, tebaayı mutlu kılmak için yönetecek yerde, yönetmek için sefil kılar.
- Siyasi toplaşmanın ereği nedir? Mensuplarının korunması ve refahıdır.
- Kalıcı bir kurum oluşturmak istiyorsak onu asla ebedi kılmayı düşünmeyelim.
- Devlet hiçbir zaman yasalar aracılığıyla var olmaz, yasama erkiyle var olur.
- Gerçekten özgür bir ülkede yurttaşlar her şeyi kol gücüyle yaparlar, hiçbir şeyi parayla yapmazlar; kendilerini ödevlerinden bağışık kılmak için para ödemek bir yan, onları yerine getirmek için ödemede bulunurlardı.
- Dünyanın en mutlu halkında köylü topluluklarının devlet işlerini bir çınarın altında hallettiklerini ve her zaman bilgece davrandıklarını gördüğümüz zaman, onca sanat ve gizemle kendilerini namlı ve sefil kılan öteki ulusların incelmişliklerini hor görmemek mümkün müdür?
Ali Emrah...
5 Mart 2008 Çarşamba
Mutluluk sarı lacivert

Umutsuzluğun içinde umut oldu futbol ve ilk 6 dakikada hissedilen "hezimet mi olacak" duyguları maçın sonunda zafer sarhoşluğuna dönüşmüştü. İyi ki varsın fenerbahçe. Bok atın izi kalsın ama kıskananlar çatlasın. Şampiyonlar liginde çeyrek finalde fenerbahçe. Tesis, yönetim, taraftar... bir tek sportif başarı yok derlerdi. Şimdi ne diyecekler peki? Ahmedinejad ın dediği gibi "BİZİM BAŞKALARINI DİNLEYECEK VAKTİMİZ YOK"
3 Mart 2008 Pazartesi
ADİSYON
Sisli gecenin göz gözü görmez karalığı ve pusunda başa dönebilir miyiz diye düşünerek yürümek vardı şimdi sıcacık yuvadan seyrettiğim, lambaların aydınlattığı sahilde. Trafik ışıkları hep kırmızı yanarken bizim gibilere, emniyet şeridinden geçer onların korteji, kırmızı plakalı makam arabaları, mavi ışıldağı tamponunda koruma araçları. Şimdi seni uyandırmaya çalışırken yorgunluktan kendim uyumak üzereyim. Vazgeçtiğimden değil, sadece yorgunluktan. Artık masumiyetimiz kaybolmalı, veda şarkıları söylenmeli artık. Son defa öpülmeli sevgili ve anne oğlunu kaybettiğini bilmeli. Yalnız günlere hazır olmalısın artık. Çorbanı kendin yapacağın ve belki birçok sen ile paylaşacağın, yarı aç uyuyacağın günler. Kahve ve sigaranın köhne odanın içini doldurduğu kokusu ve dumanıyla yazacaksın bundan sonra bu satırları. Eline kalemini al ve git, ya da elini götür uzaklara. Hayatnın en yalnız günündeki en büyük mutluluğun karın ağrısından kıvranırken çıkardığın gazın verdiği rahatlatıcı keyif olacak belki. Silahını doldurup yastığının altına koyduğunda uykuya dalmak daha rahat olacak ama bir göz dinlenecek hep öteksi açıkken. Bir el gevşeyecek hep ötekisi tetikteyken. Artık küçük bir grubun var, hep olan ve sonsuza kadar olacak olan. Aramadın diye küsen, ufacık şeyden kırılan arkadaşlar değil bunlar. Senin için kendini feda edecek olanlar. Zira senin de onlar için aynısını yapacağını biliyorlar. Yaptıklarını inkar edecekler kafalarını kesmeden önce o şerefsiz, onursuz köpekler ve onları dize getirirken bu arkadaşların olacak yanında. Uşaklığın bedelini ağır ödeyecekler. Hesabı kesen ise siz olacaksınız, yani biz! Ama onların fiş isteyecek kadar vakti olmayacak!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)