>> Kararlılık mesajı çıktı ya daha ne istiyorsunuz?
>
> Eğip bükmeden soralım...
>>
> Son 5-6 yılda...PKK'lı mı tıktık içeri? Subay-astsubay mı?
>>
> Eli silahlı teröristlere habire af çıkarırken;İstiklal Madalyası
> sahibi Jandarma Genel Komutanı'nı hapse atıp, beyin kanaması geçirene
> kadar içerde tutmadık mı?
>
>> PKK'ya yataklık yaptığı için hapiste yatan kadını, çıkarıp, Meclis'e
> sokarken, Cumhurbaşkanı'nın masasına davet ederken; 1'inci Ordu
> Komutanı'nı "terör örgütü kurmak"tan içeri tıkmadık mı?
>
> Şehide "kelle" dediği için tazminat ödemeye mahkûm olan, "Askerlik yan
> gelip yatma yeri değildir canım
> kardeşim" diyen Başbakan'a, "Bravo,
> aynen devam" deyip, yüzde 47 oy vermedik mi?
>>
> PKK, hastalanmaması için serçe parmağının tansiyonu bile ölçülen
> Abdullah Öcalan'ın saçı kesildi diye, kalkışma provası yapıp,
> Diyarbakır'ı yakıp yıktığında, polisin-askerin elini tutup, "Cana
> geleceğine mala gelsin" diyen Diyarbakır Valisi'ne "aferin" deyip,
> Başbakanlık Müsteşarı yapmadık mı?
>>
> Kafamızda Amerikan çuvalıyla gezerken, koordinatör saçmalığı icat
> edip, "Amerika bizi çok seviyor, istihbarat verecek" demedik mi?
>>
> "Amerika istedi diye harekatı kısa kestik, içerde parça bıraktık, o
> kampları tutmamız gerekirdi" dediği için, neredeyse "vatan haini" ilan
> edilen Deniz Baykal, o kamplardan gelen teröristler önceki gün
> Aktütün'ü bastığında haklı çıkmadı mı?
>
> Irak'taki hacivat "Kedi bile vermem" derken; yaralı
> PKK'lıların tedavi
> edildiği Kuzey Irak'taki hastaneyi bile kendi ellerimizle yapmadık mı?
>>
> Vatandaşa zam üstüne zam geçirirken, PKK'yı koynunda besleyen
> Barzani'ye, Talabani'ye yarı fiyatına elektrik vermiyor muyuz?
>>
> İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de kadınları çocukları havaya
> uçurduklarında; besleme medyadaki arkadaşlar (!) utanmadan, "Ne malum
> PKK'nın yaptığı" demedi mi?
>
> Şehit çocukları çıplak ayakla gezerken, tabut başındaki karnı burnunda
> tazeler Allah'ıyla baş başa kalmışken; fitreleri zekatları Mehmetçik
> Vakfı yerine, Almanya'da din-iman hortumcusu olduğu alenen tescillenen
> Deniz Feneri'ne vermiyor muyuz?
>
> Gariban ailelerin çocukları şakır, şakır şehit düşerken,
> subay-astsubay çocukları oradan oraya tayin edilip, lise mezunu olana
> kadar 28 tane şehir değiştiriyor; yaşadıkları travma nedeniyle
> üniversite
> kazanamıyor ve onlara hiçbir ayrıcalık tanınmıyorken;
>
> "Babamın parası var, benim de bokumda boncuk var, onun için
> yurtdışında okuyorum" diyenler askerlikten yırtmıyor mu?
>>
> Bir zamanlar bu memlekette askerlik yapmayana kız bile verilmezken,
>
> "Popomda sivilce çıktı, bak bu da raporu" diyenler, askerlikten sıyırmıyor
> mu?
>
> Genelkurmay, 68 kere basılan 46 şehit verdiğimiz gecekondudan bozma
> dandik karakolu, parasızlık nedeniyle 100 metre ileriye
> taşıyamadığımızı açıklarken; Genelkurmay eski Başkanı'na, korgeneral
> refakatinde askeri uçakla taşıyarak, 1 trilyon liralık zırhlı Audi
> almadık mı?
>
> Neymiş efendim, terör zirvesi toplanmış, kararlılık mesajı çıkmış...
>
> Yerim ben sizin o kararlılık diyen dillerinizi.
Y.Özdil
23 Ağustos 2009 Pazar
22 Ağustos 2009 Cumartesi
26-27
Her şey tamam ve sadece birkaç gün kaldı mülakata. Ales ve yabancı dil puanım fena sayılmaz. Bu koşullar ise durumu "mülakat kötü geçmezse bu iş olur" şeklinde yapıyor. Düşündüğümde "ancak muhteşem bi mülakat geçirirsem girebilirim" diyecek bir durumda da olabilirdim diyorum ve motivasyonumu arttırıyorum. Her şey birkaç dakika içinde olacak. Belki de saniyeler içinde vereceğim reaksiyonlar belirleyecek geleceğimi. Rahat olamayacağımı biliyorum ama bu hayatımın ilk gerçek sınavı gibi. Bir hafta sonra bu yazıyı okurken hissedeceğim duyguları merak ediyorum.
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Şans Oyunları
İktisadi gelişme dersinde kapitalist ekonomik sistem üzerine tartışırken bir cümle dikkatimden kaçmadı. Bir insan eğer şans oyunları oynamak için bir bilet alıyorsa işte o an sisteme entegre olmuş demektir. İlginç ve bir o kadar da dikkat çekici bir analiz.
Eşitlik ve özgürlük anlayışı bakımından sakat doğan bu sistem bireyler arasındaki ekonomik uçurumun açılmaya mahkum olduğu günahkar yapısını birçok şekilde tolare etmekte: sosyal haklar, sadaka kültürü, şans oyunları, vs. Bu saydıklarımızdan ilki uzun mücadeleler sonunda kazanılmış ve hala kazanılmaya devam eden, yahut eldekilerin de kaybedildiği hareketli bir alandır. Sosyal devlet anlayışı çoğu siyaset bilimciye göre kapitalizmin emniyet sübabı olmuştur. Sosyalist iktisat anlayışını benimsemeden de kapitalizmin içinde insanı düşünen manevralar yapmanın mümkün olduğunu kanıtlaması demek, kapitalistleri kurtarırken komünistleri sinirlendirmesi ve kendine düşman hale getirmesi demektir. Öyle ki bugün komünizm savunucularının neredeyse hepsi kapitalistlerden daha çok sosyal demokratlardan tiksinmektedir. Çünkü komünizme giden "mutlak sömürü" hali tıkanmış, halkın isyanına giden yola bir set çekilmiş, durum; bir çıta aşağıya çekilip sarı alarm seviyesinde tutulmuş, devrimin yolu kesilmiştir. Hal böyleyken iktidarlar da kar maksimizasyonu ile hareket etmeye başlamıştır. Doyan daha da doymuş, aç kalan bir deri bir kemik kalmıştır. Açlığı ile siyasi bilinci doğru orantılı olmayan insan, günlük kaygısı "karnını doyurmak" olunca zaten düşük olan gündem takibi yahut siyaset analizi, parti tercihi gibi şeylerden tamamen uzaklaşmıştır. Bu durumdaki aç insana doldurduğu kesesinden küçücük bir kırıntı atan iktidar ise aç adamın gözünde bir kurtarıcı bir "kral" hatta ve hatta "tanrı" haline gelmiştir. İşte sadaka kültürü ve bu durumun paradoksal olmasının yarattığı çaresizlik durumu, hele ki bu kültürün toplumun tümüne yayılmış olması (üniversite mezunu bir genç için siyasi iktidara yakın yerlerden bulduğu torpil sayesinde verilen küçük bir iş, onun için sadaka sayılır ve o da iktidara karşı minnet duymaya başlar) çaresizliği kat be kat arttırmıştır. Çoğunluğun elinde az aş, azınlığın elinde tüm tencereler varken ikinci bir ilaç da şans oyunları olmuştur. Sistemde altta kalan çoğunluğun içindeki bireyler gerek medya, gerekse sistemin diğer aygıtları tarafından azınlığın yaşadığı lüks hayata özendirilmektedir. Bu umut ve bir gün öyle olabileceği hayali tüm alt sınıfı dolaylı da olsa sisteme entegre eder. Azıcık aşlarından bir kısmıyla "şans oyunu" oynarlar. Ellerinde 10 varsa bunun 1 ini ortaya koyarlar. Şans oyunu havuzunda bu 1 lerin toplamından oluşan 1.000.000.000 vardır ve büyük ödül sadece 1.000.000 olduğu haldeyken bile bunu 1 koyup kazanacak küçük adam için rakam oldukça tatmin edicidir. Hepinizin elinden aldıkları 1 lerden biriktirip 1 kişiye hepsini veriyorlar dersek yalan olur. Çünkü geriye kalan 999.000.000 yine sistemnin kumandanlarına kalır. Rakam biraz abartılı olabilir ama bunu sadece durumu daha çarpıcı hale getirmek adına yaptığımı söylemeye sanırım gerek yoktur.
Şimdi yazımı burda bitirmeliyim, çünkü bahis oynadım ve maçlar başladı. Dün kaçırdığım 300 lirayı bugün telafi edebilirim sanırım.
Eşitlik ve özgürlük anlayışı bakımından sakat doğan bu sistem bireyler arasındaki ekonomik uçurumun açılmaya mahkum olduğu günahkar yapısını birçok şekilde tolare etmekte: sosyal haklar, sadaka kültürü, şans oyunları, vs. Bu saydıklarımızdan ilki uzun mücadeleler sonunda kazanılmış ve hala kazanılmaya devam eden, yahut eldekilerin de kaybedildiği hareketli bir alandır. Sosyal devlet anlayışı çoğu siyaset bilimciye göre kapitalizmin emniyet sübabı olmuştur. Sosyalist iktisat anlayışını benimsemeden de kapitalizmin içinde insanı düşünen manevralar yapmanın mümkün olduğunu kanıtlaması demek, kapitalistleri kurtarırken komünistleri sinirlendirmesi ve kendine düşman hale getirmesi demektir. Öyle ki bugün komünizm savunucularının neredeyse hepsi kapitalistlerden daha çok sosyal demokratlardan tiksinmektedir. Çünkü komünizme giden "mutlak sömürü" hali tıkanmış, halkın isyanına giden yola bir set çekilmiş, durum; bir çıta aşağıya çekilip sarı alarm seviyesinde tutulmuş, devrimin yolu kesilmiştir. Hal böyleyken iktidarlar da kar maksimizasyonu ile hareket etmeye başlamıştır. Doyan daha da doymuş, aç kalan bir deri bir kemik kalmıştır. Açlığı ile siyasi bilinci doğru orantılı olmayan insan, günlük kaygısı "karnını doyurmak" olunca zaten düşük olan gündem takibi yahut siyaset analizi, parti tercihi gibi şeylerden tamamen uzaklaşmıştır. Bu durumdaki aç insana doldurduğu kesesinden küçücük bir kırıntı atan iktidar ise aç adamın gözünde bir kurtarıcı bir "kral" hatta ve hatta "tanrı" haline gelmiştir. İşte sadaka kültürü ve bu durumun paradoksal olmasının yarattığı çaresizlik durumu, hele ki bu kültürün toplumun tümüne yayılmış olması (üniversite mezunu bir genç için siyasi iktidara yakın yerlerden bulduğu torpil sayesinde verilen küçük bir iş, onun için sadaka sayılır ve o da iktidara karşı minnet duymaya başlar) çaresizliği kat be kat arttırmıştır. Çoğunluğun elinde az aş, azınlığın elinde tüm tencereler varken ikinci bir ilaç da şans oyunları olmuştur. Sistemde altta kalan çoğunluğun içindeki bireyler gerek medya, gerekse sistemin diğer aygıtları tarafından azınlığın yaşadığı lüks hayata özendirilmektedir. Bu umut ve bir gün öyle olabileceği hayali tüm alt sınıfı dolaylı da olsa sisteme entegre eder. Azıcık aşlarından bir kısmıyla "şans oyunu" oynarlar. Ellerinde 10 varsa bunun 1 ini ortaya koyarlar. Şans oyunu havuzunda bu 1 lerin toplamından oluşan 1.000.000.000 vardır ve büyük ödül sadece 1.000.000 olduğu haldeyken bile bunu 1 koyup kazanacak küçük adam için rakam oldukça tatmin edicidir. Hepinizin elinden aldıkları 1 lerden biriktirip 1 kişiye hepsini veriyorlar dersek yalan olur. Çünkü geriye kalan 999.000.000 yine sistemnin kumandanlarına kalır. Rakam biraz abartılı olabilir ama bunu sadece durumu daha çarpıcı hale getirmek adına yaptığımı söylemeye sanırım gerek yoktur.
Şimdi yazımı burda bitirmeliyim, çünkü bahis oynadım ve maçlar başladı. Dün kaçırdığım 300 lirayı bugün telafi edebilirim sanırım.
7 Ağustos 2009 Cuma
Kızılderili Şef'in Bildirgesi
On yıllar önceydi... Özgür topraklara "özgürlük" getirmeye gitmişlerdi yine "yankee"ler. Tıpkı bugün gibi. Tıpkı dün gibi. Ve şöyle dedi o toprakların asıl sahiplerinin büyük şefi onlara:
Washington' daki Beyaz Reis, bize topraklarımızı satın almak istediğini söylüyor. Ama rahat bir yaşam sürmemizi sağlayacak kadarını bize bırakacakmış. Bu ne ince bir davranış, çünkü karşılığında bizim dostluğumuzu pek gereksinmediğini biliyoruz.
Nasıl satın alabilirsiniz ki havayı? Hava değerlidir bizler için; soluğunu, beslediği yaşamın üzerinden geçirir. Büyükbabama ilk soluğunu veren rüzgar, onun son iniltisini de karşıladı. Ve rüzgar yaşamı solur çocuklarımıza. Ay birkaç kez daha dönsün, birkaç kış daha geçsin. Belki sonrasında kardeş dahi olabiliriz. Bu toprağın her parçası halkımın gözünde kutsal. Her bir yamaç, her bir vadi, her bir ova ve koru, artık çok gerilerde kalmış günlerden birinde mutlu ya da acı bir olayla kutsanmıştır.
Yalnızlığa adanmış bir yer yoktur yeryüzünde. Geceleyin, köylerinizin ve kentlerinizin sokaklarında el ayak çekildiğinde, onlar bir zamanlar üzerinde gezinen ve bu güzel ülkeyi hala seven ev sahipleriyle dolup taşacak. Beyaz Adam hiç yalnız kalmayacak. Adil olsun ve halkıma iyi davransın, çünkü ölüler güçsüz değildir.
Ölü mü dedim? Ölüm yoktur ki. Yalnızca dünya değiştirir insan...
Washington' daki Beyaz Reis, bize topraklarımızı satın almak istediğini söylüyor. Ama rahat bir yaşam sürmemizi sağlayacak kadarını bize bırakacakmış. Bu ne ince bir davranış, çünkü karşılığında bizim dostluğumuzu pek gereksinmediğini biliyoruz.
Nasıl satın alabilirsiniz ki havayı? Hava değerlidir bizler için; soluğunu, beslediği yaşamın üzerinden geçirir. Büyükbabama ilk soluğunu veren rüzgar, onun son iniltisini de karşıladı. Ve rüzgar yaşamı solur çocuklarımıza. Ay birkaç kez daha dönsün, birkaç kış daha geçsin. Belki sonrasında kardeş dahi olabiliriz. Bu toprağın her parçası halkımın gözünde kutsal. Her bir yamaç, her bir vadi, her bir ova ve koru, artık çok gerilerde kalmış günlerden birinde mutlu ya da acı bir olayla kutsanmıştır.
Yalnızlığa adanmış bir yer yoktur yeryüzünde. Geceleyin, köylerinizin ve kentlerinizin sokaklarında el ayak çekildiğinde, onlar bir zamanlar üzerinde gezinen ve bu güzel ülkeyi hala seven ev sahipleriyle dolup taşacak. Beyaz Adam hiç yalnız kalmayacak. Adil olsun ve halkıma iyi davransın, çünkü ölüler güçsüz değildir.
Ölü mü dedim? Ölüm yoktur ki. Yalnızca dünya değiştirir insan...
Haber alma özgürlüğü ve Yiğit Bulut yoğunlığu

Gündemi takip etmek kişinin hür iradesine kalmışsa da bu bir alışkanlık. Tabi ki alışkanlıkları belirleyen şeyler ise yaşam koşulları. Toplumun çok büyük bir kesimi her gün ortalama 10 saat tv seyredilen evlerde yaşasa da kamuoyu oluşturma konusunda pasif durumdalar. Herhangi bir konu hakkında halkın desteğini alma olgusu medyanın popülarite kavramını devreye sokmasıyla gerçekleşebiliyor. Ve bu yüzden dışişleri müsteşarı bir haber programında açıklama yaparken "biz ülkeyi bank asya liginden, süper lige" çıkardık diye bir benzetme yapma gereksinimi duyuyor. İktidardaki zihniyetin temel eğilimi zaten bu şekilde yarı-argo jargon ile "halkın seviyesindeyiz" izlenimi yaratma üzerine. Eleştirilip alaya alınsa bile milyonlar tarafından izlenen "ad-hoc" eğlence programlarından sıyrılanlar kendilerini Ntv, HaberTürk, 24 gibi kanallara atıyorlar ve bu seçim de başta bahsettiğim yaşam koşulları ve kişisel tercihlerden kaynaklanıyor. Söz buraya gelmişken 2 gündür HaberTürk kanalındaki Yiğit Bulut hegamonyasını çözemediğimi paylaşmak istiyorum. Bir dönem ne zaman show tv yi açsak Kemal Sunal filmi görürdük. Tıpkı o duygu gibi oluyor. Dün yayına sabah 10 da başlayıp ekrandan akşam 7 de ayrıldı sayın Bulut. Keyifle izledim. Hem haberlerini hem de olayları okuma şeklini. Fakat ilginç bir durum değil mi? Hani top benim diyen çocuklar gibi geldi bana. Haberi de kendisi sunuyor, bağlantıları yapıyor. Tam bir beyin. Egolarının tavan yaptığı bir durumda görüyorum. Ve işin güzel yanı da şu. Yiğit Bulut'un bu hegamonyası ve egosu hiçbir egonun ve hegamonyanın olmadığı kadar halk için daha doğrusu halk için düşünen yetişmiş beyinler için. Teşekkürler Bulut. Her gün seni görmek dileği ile. Kah Ankara'ya canlı bağlantı yaparken, kah evrim teorisinin tartışıldığı oturumu adil bir şekilde yönetirken.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)