2 Ekim 2008 Perşembe

YAŞAR USTA


türk sineması'nın gördüğü en sağlam karakterlerden birisi olan yaşar usta, 'bizim aile' ve 'gülen gözler'de münir özkul'un muhteşem oyunculuğuyla hayat bulmuştur.

şu unutulmaz tiratla da efsane olmuştur;

"bak beyim, sana iki çift lafım var! koskoca adamsın. paran var, pulun var, herşeyin var. binlerce kişi çalışıyor emrinde. yakışır mı sana ekmekle oynamak. yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak. ama nasıl yakışmaz. sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören. anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. ama ben boşuna konuşuyorum. sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum. sen büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi saim bey. sen mi büyüksün. hayır ben büyüğüm, ben, yaşar usta. sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç. gözümde pul kadar bile değerin yok. ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiç birşey yapamayacaksın. yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız.bizler birbirimizi seviyoruz. biz bir aileyiz.biz güzel bir aileyiz. bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun. dokunma artık aileme. dokunma çocuklarıma. dokunma oğluma.dokunma gelinime.eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemis olan ben, yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni. anlıyor musun. vururum ve dönüp arkama bakmam bile."

http://www.vidivodo.com/135625/yasar-usta-unutulmaz-konusma

1 Ekim 2008 Çarşamba

Dümenin suyu

"Gemimizin gövdesi sağlam, delik açan tayfaları tasfiye ettik, gövdemizi temizledik, dümen de emin ellerde"

Bu sözler seksen günde devri alem masalından değil, hayatın tam ortasından. Bugünden. Türkiye Cumhuriyeti Devleti hükümetinin küresel mali krizden kurtuluş reçetesi!

29 bunalımı, çıkan krizler için hep bir kıyas koşutu olmuştur. Sistemin yaşadığı her çalkantı "büyük bunalım" ile kıyaslanmış ve buna göre değerlendirilmiştir. Yine çıkan 2008 sistem krizi de büyük 29 buhranı ile karşılaştırılmakta, hatta o bunalımdan kat kat daha büyük olduğu yine sistemin kendi içindeki bilirkişiler tarafından dile getirilmektedir. Yalnız böyle bir kıyaslama yaparken ilk olarak şunu vurgulamak gerekir ki iki krizin nedenleri çok farklıdır. 20.yy.ın başında kapitalist sistemin en üst tabakası üretim araçlarının büyük patronlarıydı. Yani sistem bir şekilde üretime sırtını yaslamış, burjuvanın tepesindeki kesim ise "fabrikatör" olarak kendini şekillendirmiştir. Para demek fabrika demek, üretip satmak demek olduğundan dolayı üretim-tüketim denkleminde çıkacak sorun sistemi tıkardı. Nitekim de öyle oldu. 29 bunalımın nedeni "üretim fazlasıydı". Yani sınırsız üretim, sürekli üretim, sadece üretim stokları çoğaltmaktan başka bir şey yapmamıştı. Kazancın düşmesiyle "emek"ten yapılan tasarruf işleri iyice çıkmaza sürüklemiş, zaten alım gücü olmayan işçi bir de şimdi işsiz kalmıştır. Sistem, dayanaklarına bir bir saldırılar olmuştur. Ne görünmez el stokları eritmekte, ne de kıt kaynaklarla sınırsız ihtiyaçları karşılama bir mana ifade etmektedir. Artık kaynaklar, ürünler sınırsızlaşmış fakat tersine talep gücü düşmüş, ihtiyaçlar "sınırlandırılmak" zorunda kalmıştır. John Maynard Keynes, ateşli sistem savunucularının yoğun bombardımanına rağmen sistemi kurtaran adam olmuş, kamu harcamaları anahtarını kullanarak temel manada sorunu çözmüştür.

Yaşadığımız mali kriz ise finans üzerinedir. Geçmişin "fabrikatörü" şimdinin "brokerı" "finans uzmanı" olmuştur. Üreten değil parayla oynayan kazanır. Yani paradan para kazanılıyor ve bu dönen çarkın tıkanması da para kazancak para bulunamamasından kaynaklanmalıydı. Ve de öyle oldu. Türkiye'nin önemli bankalarından birinin genel müdürü "artık kredi almak neredeyse imkansız" dedi. Sorunun konut sektöründe ve kredi odaklı olduğu dillendiriliyor ve kapitalizmin sadık kalemleri "marks yine haklı çıktı diyen akbabalar yine türedi" başlıklı makaleler yazarak komik duruma düşüyorlar.

Bir karikatürde dediği gibi bütün iktisat, işletme fakülteleri kapansın. Hayır bu kadar eğitimli adam 600 milyar doları bok edebiliyorlarsa gerek yoktur o okullara. Küçük beyinler insanları, normal beyinler olayları, büyük fikirler sistemleri tartışır... her ne kadar kimi zaman akbaba olarak görülseler de.