İnsanların birarada yaşamalarının sonucu olan "paylaşım" sorununa "pay edenin belirlenmesi" penceresinden baktığımızda iktidar mücadelesinin ve şeklinin ana temasını çıkartmış oluruz. Düşünürün eserini yazarken onu yola çıkartan iki temel soruda olduğu gibi kendimize soralım: İktidar kaç kişinin elindedir ve iktidar kimin çıkarı için kullanılır? Kurucu sülalenin soya dayalı tek kişilik iktidarı olan monarşide güç bir kişinin elindeyken bu güç devletin ve tebaanın selameti için kullanılırdı. Aristokrasi, despotizm, tiranlık gibi diğer şekiller de bu iki soruya verilen farklı cevapların sonuçları olarak karşımıza çıkar. Demokrasi kavramı ise halk egemenliğine dayanan "seçilmişler" kitlesi tarafından yönetilme şeklidir. Siyasal iktidarı ele geçirmenin "demokratik" şekli tüm oy sahiplerinin fethedilmesidir. Demokratik bilinç düzeyi nispeten daha düşük olan toplumlarda -ki hele toplum köleleştirilmişse bu daha kolaydır- oyun gaspı kalbi okşamaktan geçer zira oy sahibi oyunu aklıyla değil kalbiyle vermektedir. Sonuçta durum seçim dönemindeki ikna teknikleri ve kandırmaca becerisine kalmaktadır. Kitle iletişim aygıtları da bu sürece bir taraf olarak ve yönelendirici konumda yardım ettiği takdirde size düşen tek şey önce büyük çıkar sahiplerinin "desteğini almak" sonra da oy sahiplerinin kalbini okşamaktır. En kutsal en dokunulmaz duyguları da bu sürecin parçası yapmak bunu kullananı da kutsallaştırdığı takdirde o zaman anayasal dokunulmazlığın yanına bir de "ilahi dokunulmazlık" eklenir. "Özgür ve oy hakkına sahip" bireylerin çoğunluğunun "evet" iyle gücü eline alan iktidar artık kimin iktidarıdır? Türkiye örneğine baktığımızda oy verme işlemine katılmış vatandaşların %47 sinin evet dediği parti siyasal islamın uygulayıcısı olan bir partidir. Peki bu %47 lik dilimin içindeki herkesin "siyasal islam" a evet demesi anlamına mı gelmekteydi? Bu ideoloji ile uygulanan her politikaya mı evet diyordu ki o yüzdekırkyedi, iktidar lideri her yaptığı işi "halk bunu istiyor" safsatasına dayandırıyordu? Demokrasi, eline geçirdiği gücü kendi çıkarı için kullanma, karşısındakileri, muhalefeti susturma, bezdirme, suçlama ve hatta yok etmeye kadar vardırma mıydı "halk bunu istiyor" diyip, yoksa başka bir şey mi? Şüphesiz ki her demokrasi modernleşme demek olmadığı gibi modernleşme de sadece demokratik yönetimler içinde gerçekleşir denemez. Demokrasiyi hedefe ulaşmak için bir tren olarak görenler ve hedefe varınca o trenden ineceklerini söyleyenlerin eline vermek, tarihin her döneminde ve her yönetim şeklinde görülen "ihanet" olgusunu besleyip büyütmekle eşdeğerdir. Yaşadığımız bu "cilalı demokrasi devrinde" hapsedilmiş ve tutsaklaştırılmış ülkelerin içinde filizlenen özgürlük ve bireycilik; ortaklıkların altının çizilip birarada tutmak yerine farklılıkların vurgulanması ve bütünün bölünmesi anlayışı şu sloganları doğurmuştur.
Yaşasın özgür bireyler -köle toplumlar...
Yaşasın "Türkiye-Kürdistan İslam Cumhuriyeti Federasyonu"...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder