16 Kasım 2011 Çarşamba

Bu bir aşk mektubu değildir!

Tek bir kadını sevdim ben. Hiç sokakta el ele yürüyemedim onunla. Hiç kavga edemedim ya da doya doya. Üstelik bana hiç hayatı zindan etmedi ondan habersiz haltlar karıştıramadım çünkü. Karanlık odanın birinde bir rüya gibiydi ona dokunmak veya öpmek. Sabah uyandığında kendi kimliğine bürünmek, onu hep görüp hiç tutamamaktı hayat. Bir de hiç küsüp barışamadım onunla. Ne zaman gözlerimin içine baksa hep aynı imdat çığlığını duydum sadece. Neden kurtaracağımı bilsem onu, yapardım. Kaçmak mıydı bana söylediği, ya da sadece orda kal mıydı? Kalamadım. Dayanamazdım onsuzluğa o bir yerlerde duruyorken. Ben seçersem onsuzluğu, bu daha tahammül edilebilir bir şey olurdu. Hiç anlatamadım ona derdimi, evlilik hayalleri kuramadık hiç. Ya da mesleki kaygılarımla dolu gecelerimde hiç omzunu bahşedemedi bana başımı koyup gevşeyeyim diye. Herkesten habersiz çekip gidemedik akşamın birinde hiç. O olmaya çalıştı hepsi ve hepsi gitti. O kaldı şimdi. Çok geride kaldı. Ve çok muğlak. Tanın kızıllığından çıkacak sureti sabah ayazında kaybolur gider her sabah biliyorum. Şimdi sabahı bekleyemiyorum. Çünkü sabah uyandığında, olmak zorunda olduğumuz insan olacağız yine, sevemeyeceğiz, dokunamayacağız, tutamayacağız, kaçamayacağız...

Hiç yorum yok: