11 Ocak 2012 Çarşamba

Karanlık Yolcu




Dünyanın başı elbet dönecektir bir gün dönmekten demek, son pişmanlığın sabaha varmayacağı dar koridorlarda yürümek gibidir bir aşağı bir yukarı. Gafiller güneş battı sanar, karanlık olur derler oysa sadece ışık azalır. Karanlık değil, ışığın yokluğu vardır. Çarpmazsa saksıdan bedenlerinizdeki gübreli edebinize, saklayabiliriz sanırsınız pisliğinizi. Ama görürüm ben, bilirim çünkü karanlığın sizin yanılsamanız olduğunu. Biliyorum, çünkü karanlık benim gerçeğim. Sağım solum önüm arkam gafilken, ben avlanırım içimdeki karanlık yolcuyla yollara düşüp. Kana kana içerim gecenin soğuğunu, siz gün ola hayrola derken. Beceriksizliğini örtbas eden, kafayı gömerek kendi görülmeyecek zanneden deve kuşları gibi insanlar ve bu insanları tanıma senelerinden biri. Kaçışın sonunun meçhul olduğuna ikna olduktan sonra bitti geceye küsmelerim. Bana bıraktığınız için de sevinçliyim. Kaçak avcılar cümle kuramadıklarından karanlığı severler, insanlar karanlıkta göremezler, kolay olur avlamak. Ama ben avlanmam, bilirim karanlık yoktur, ışık azdır, ve sen de onlar gibi korkaksındır. Gün ışıdığında ise karanlık hala bendedir, sen aydınlık yüzümü görürken. Onu hakettiğini gösterirsen, karanlık yolcum... peşinden gelecektir. Ardına düştüğü hiçbir devekuşu, kafasını topraktan çıkartamamış, ne olduğunu anlamamıştır daha. Soğuk bir ürperti önce, sonra bacaklarda hissizliğin valsi. Buraya gelmeyecektin dersen ödünü almayacaktım derim. O gece bu gece diyor ya hani lam koleksiyoncusu, ben de o gün batışı, bu gün batışı diyorum. Karanlığın olmadığını göreceğin, ışığın yokluğu içinde tam burnunun ucunda belireceğim. Şanslıysan dudaklarında, değilsen gırtlağında hissedeceksin beni; kurtulduğunu sandıktan tam 9 saniye sonra...

Hiç yorum yok: