Küresel mali krizin tüm sistemi tehdit eder durumda olması bir yana “hamdolsun iyiyiz” telkinleriyle sakinleşmeyen piyasalar bugün “bizim anladığımız dilden” konuşmaya başladı.
Her toplumun kriz algısı farklıdır. Kimileri “işsizliği” kriz olarak görürken kimisi “enflasyonu” kriz belirtisi olarak algılar. Türkiye koşullarında ise kriz deyince gözlerin döndüğü yer “döviz kurları” oluyor. Dolar ne kadar çıktıysa(!) kriz o kadar yakındır bizim anlayışımızda. Günümüzde yaşadığımız kriz ise finans piyasalarında yaşanan kredi sıkıntısından kaynaklı olduğundan ve hükümet yıllardır uyguladığı düşük kur politikasıyla Türk Lirasını değerli tutup ithalatı teşvik ettiğinden ötürü krizin ilk haftalarında kurlarda bir değişim görmedik çünkü nitelik olarak direk döviz kurlarıyla bir sorunu yoktur krizin. Kurların hala aynı olduğunu gören halkı “hamdolsun iyiyiz, kriz bizi teğet geçecek” safsatasıyla avutmak kolaydı. Ta ki bugüne kadar… 1.30 seviyesinden 1.70 lere çıkan dolar “bizim anladığımız dilden” kriz sinyallerini verdi şimdi.
1929 bunalımından sonra sistemin en büyük buhranı olarak adlandırılan 2008 krizi, temel dinamikleri bakımından 29 bunalımından tamamen farklıdır. Sanayi kapitalizminin hakim olduğu dönemde yaşanan eski buhran “üretim fazlası” ile ilgiliydi. Üretim (mal), ihtiyacın çok çok üstündeydi ve stoklar aşırı bir şekilde büyüdükçe büyüdü. Tüketim ise üretileni karşılamıyor, fiyat düşüyor, maliyeti azaltmak için işçiler çıkarılıyor, işsizlik ve düşük ücret yüzünden zaten sınırlı olan harcamalar iyice kısılıyor ve stoklar daha da çoğalıyordu bu kısırdöngüde. Keynes yen politikalarla kamu harcamaları arttırılarak sorun aşıldı ve tüketicinin alım gücü yükseltilerek piyasa canlandırıldı. 2008 krizi ise finans kapitalizminin, yani paradan para kazananların yarattığı krizdir. Borsaları dibe çeken, bankaları batıran olay “global kredi sıkıntısıdır”.
İki zıt kutup olan “iktisadi liberalizm” ve “iktisadi korumacılık” kavramları arasında klasik liberal görüş hep iktisadi liberalizm yönüne doğru olmuştur. Keynes ve ardından gelen sosyal devlet anlayışının sistemi kurtarmasının ardından neo-klasik görüş ve liberaller sazı tekrar eline almış, 20.yy'ın ikinci yarısında ibreyi yine iktisadi liberalizme çevirip, ulusal sınırların ötesinde tüm dünyayı tek bir pazar haline getirme amacı taşıyan “küreselleşme” kavramıyla “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” anlayışını mutlak egemen hale getirmişlerdir. Adam Smith ve Ricardo gibi klasik iktisatçıların görüşleri küreselleşmenin kutsal maddeleri haline gelmiş ve popülerlik kazanmıştır. Fakat 2008 küresel mali krizi ibreyi yeniden, 29 da olduğu gibi “iktisadi korumacılık” yönüne çevirmiştir. Parlamentolardan ardı ardına milyon dolarlık yardım paketleri geçmektedir. Adam Smith kitapları bir süreliğine rafa kaldırılmış ve akabinde Marx, Keynes gibi isimler yeniden cümle içinde daha fazla kullanılmaya başlanmıştır.
Karl Marx yine haklı çıktı mı bilinmez ama finans kapitalizminde oluşan bu sıkıntı er ya da geç gündelik hayatımıza şiddetli bir şekilde yansıyacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder