Şeklim uymaz boşluğuna, elim gitmez ve sevmezsem zorlama. Uyandırma. Uyanıksam da uyutma. Kimseye aldırmadan konuşmadan duruyorsam ya da çenemin motorları tam yol ileriyse ve üzer seni söylersem hiç takılma boşu boşuna. Hele ki fikrim uymamışsa yanlışına. Gerçek can sıkar bilirim. Öğretilmiş sözde gerçeklikler ile öğrenilmiş hakikatlerin savaşı ve kavgası. İkinci cephede saflar sık değil ve savaşçılar az. Üstelik mühimmat da "onların savaşına" uygun değil. Hayallerinin serserisiyle yağmurlu bir günde el elesin. Şarkı söyleyerek koşuyorsun. Ama bilmelisin ki yarın senden çok uzaklarda olabilirim. Hem de bir anda. Plansızca. Vedasızca. Sen tahtaya yazmazsın bilirim. Olduğumda varsın, yokluğumda aklında olmak ve aklımı sana yoğunlaştırmadan yine sadece kendim olmak aynı anda. Yok artık sarı çizmeli mehmet ağa mı. Seviyorum isyanlarını. Hepsi küçük kaçamaklar senin için. Beni bile bile hala ufak denemelerin bunlar. Acaba bir köşeden, açık bıraktığım boşluktan çekip çıkartır mısın her şeyi ve sen de sadece kendini koyarsın değil mi. Kadın bencilliği sende de var biliyorum ama en azından sen bulacağın deliğin ne kadar küçük olacağının farkındasın ve inan bana bu çabalara girince aynen o delik kadar küçülüyorsun gözümde. Ne oldu? Yine mi kırıldın? Ne kadar bu pozlara girersen gir vazgeçmeyeceksin. İşte vazgeçemeyeceğim şeylerden kendi bencilliğin uğruna beni vazgeçirmeye zorlamayan ve asla vazgeçmeyen kadınım. Ayna ve tutan aynı anda. Soluğu alan ve veren sırasıyla soğuk bir bozkır gecesinde, tarlada. Umudun sonsuzluğunda, emekle geçen günün ardından içilen su tadında, Hilda...
20 Eylül 2008 Cumartesi
Yarın olmaz... hemen... şimdi...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder