26 Eylül 2008 Cuma

Combatante...

Yolculuk psikolojisi nasıl olur da beni farklı bir düşün dünyasının içine çekerken aynı zamanda ineceğim durağı kaçırmadan dış dünya ile bağlantıda kalmamı sağlıyor hayret verici bir durum. Yürürsün yalnız bedeninle yollarda, sırtını dayayacağın kaç kişi vardır bilmeden sıcak hissedersin arkanı sırt çantanın sana olan teması ve vücut ısını muhafazsıyla. Bedendir tek olan ve ıssız caddelerde ürperen ise ruhundur. Zira ruhun zaten yalnızlığa alışıktır ve lakin buna beden yalnızlığı da eklenince o zaman açıklanır bu ürperti. Ne tinerci ne gaspçı korkusudur. İşte bu yüzden güzeldir kalabalık içindeki yalnızlık. Ve şarkı başlar...

Sırt çantalı bir adam, çantasında sadece yağmurluğu, kitabı, çakmağı ve günlüğü ile ilk adımlarını atar sağına bakarken bahçe kapısından çıktığı sırada. Aşılmaz dağları aşmak için dağa tırmanmak şart değildir fakat gideceğin yeri görmek için o dağın tam tepesinde olmalısın, en tepesinde. Ve adam da ordadır. 360 derece her yan apaçıktır artık. Şimdi önemli olan hangi yamaçtan aşağı yuvarlanmayı seçeceğidir. Tek başına bir kumandandır artık. Sıfırbaşı... Ordusu yüreğinde, belki de dağların eteğinde... tek tek... emek ile ve yürekli...

Hiç yorum yok: