Yeni bir yerdeyseniz, üstelik yapacak aktivitelerinize uygun alanı arıyorsanız franchise markalar risk faktörünü en aza indirir. Örneğin bir İspanyol turistin eminönünde dolaşırken karnı acıktığında yapacağı şey –eğer türk mutfağını bilen yahut maceraperest ve yeni tatlar arayan biri değilse- en yakın Mc Donalds’a dalmak olacaktır. Bursa’yı biliyordum, içmek istediğimizde güzel bir mekan için tahmin yürütebilirdim fakat Leman Kültür seçeneği herkes açısından en iyisiydi. Daha ucuza çıkabilirdik ama bize asıl pahalıya patlayan 107 liralık hesap değil gecenin mirası oldu. Şizofrenik karalamalarım da tam bu noktada başladı.
…ikinci patates de gelmişti ikinci biranın yanında. Muhabbete o kadar dalmıştık ki nasıl içtiğimi anlamak için tuvalete kalkmayı beklemem gerekecekti. Ön sıramızda L şeklindeki divana serilmiş genç grup, aralarındaki en güzel kızın doğum gününü kutluyordu. Kız güzel olduğu için mi doğum günü kutlanmaya değer bulunmuştu yoksa doğum günü kutlandığı için o günlük bir güzellik miydi bilemem ama telefonuma gelen mesaj ile 10 dakika önce yaptığım şeyin bir halüsinasyon olmadığını anladım. Tüm gece yanımda olacak titreşimin ilk perdesiydi bu. Patatesler bir saniye içinde buz kesmiş, bardağımda duran bira itici gelmeye başlamıştı. Tiksiniyordum. Gözümden dökülen yaşa ve az önce yaptığıma yardım etmişti çünkü. Efes dost, tuborg şeytandı…
…hiç de hastaneyi andırmıyordu. Kapıdaki kız sanki bir holdingin danışma bankosunda oturur gibiydi içeri girdiğimizde. Ne serum kokusu vardı ne de hasta koşuşturmaları. Saatten değil parasızlıktandı bu durum. Yani orada olmak için kendinizi var ettiğinizi gösterecek kadar dolu olmalıydı cebiniz. Biz neye güvenerek oradaydık peki? Korkum bu yüzdendi ama en yakın müdahale yeri orasıydı. Doktor geldi, kapıyı kapattı. Canımı yakmamaya özen göstererek inceledi. Bu işte bir terslik olmalıydı. Doktorların bu tip kaygıları olmamıştı hiç. Sonra çekip konuştu birkaç cümle. Dışarıya çıktığımda öğrendim ki devlet hastanesinde acil müdahale gerekiyordu, acilen. Çok düşünceli olduğu ve bize tonlarca para ödetmemek için mi gelmişti bu tavsiye yoksa durumun ciddiyeti onu da korkutmuş ve sorumluluk almaya çekinmiş miydi? Karanlık Bursa yollarında yürürken ilk seçeneğin doğru olmasını dilemekten başka yapacak bir şeyim yoktu. Kan basıncım artıyor, bünyedeki promil yokuş çıkan bacaklarımı güçsüzleştiriyordu….
…bir an önce hallolmalıydı her şey. Hem sorunsuz, hem de çabuk. Fark edilmeden. Yüksek nabızda yüksek düşünceler ile yaklaşırken hastaneye artık birilerine haber vermenin vaktinin geldiğini düşündüm ama yanımda hep aynı titreşim vardı zaten. Tüm bunlar olurken parmaklarım da çalışıyordu bir yandan. İçinden çıkılamaz işler iki taneydi ve ben birinin içinden çıkmaya çalışmayı çoktan bırakmıştım. Mesaj geliyordu. Mesaj gidiyordu…
…iletim raporunu sildim ve kafamı kaldırdım. Küçük bir bina üzerinde koca bir levha. Bazen tek bir an için yaşarsınız ya hayatta. Sanki o an gibiydi bu an. Koca bir tabela, üzerinde yazıyor MEMLEKET HASTANESİ diye. Devlet hastanesi beklerken memlekete gelmişiz aslında. Halkı için var olan devlet yerine devletini var etmeye çalışan bir halkın içinde doğmanın verdiği doğuştan direnç kabiliyetimin meyvesi bu tabelayı görmekti. Memleket hastanesi… İçeride cennet mi vardı. Öyle geliyordu. Ait olduğum yeri, tarif eden en güzel kelime “memleket” ve işin garibi de ne biliyor musun? Beş dakika duramam hastanenin içinde ve sevmem onu da. Ama başına memleket gelince hastane bile güzel geldi kendime. Yok muydu içeride kaderine lanet edenler. Mikrobuyla devlet huzuruna çıkmış umutsuz hastalar, sınıf arkadaşları özel muayenehanelerinde iyi kazanırken ideallerinin yahut basiretsizliğinin oraya hapsettiği, iç çelişkileriyle senin beynine müdahale eden doktorlar yok muydu? Yaşamaya çalışırken bir yandan da kayıt yaptırmak zorunda değil miydin sanki orada da? Kimlik numaranı bilmeleri gerekiyordu biraz daha yaşayabilmen için. Ve önce kim olduğunu bilecekler, sonra seni kurtaracaklardı. Sağımdaki kapıda elinde silahlarıyla iki jandarma, öte yandaki müdahale odasının içindeyse telsizleri susmayan 4-5 polis memuru vardı. Paranın hüküm sürdüğü o hastaneye benzemiyordu. Kaos vardı, her gelene sakinleştirici vardı, bürokrasi vardı bacağı kopmuş, kolundan kan damlayan ve çenesi, omzu çıkan insanlara. Ama doktor yoktu. Adı memleket hastanesi olmasa daha erken çıkardım ama kaldım. Biraz daha baktım memleketime. Tarif edemedim ama sonuna kadar hissettim. Tam olarak memleketimdeydim. Çıktım. Bir daha kaldırdım kafamı ve gülümsedim tabelaya…
...dikkat edilmesi gerekenleri de söyleyip az önce onu bulduğumuz odaya geri döndü doktor. Mutluydum çünkü henüz vaktimiz vardı. Nerede olduğumu bilmeyenler için tabi. Yanımdaki titreşim için ise artık vakit çok geçti. Uluydu, yüceydi titreşim. O olmasa da ben bu geceyi atlatırdım ama yanımdaydı. Olmamayı da tercih edebilirdi ve belki de olmamayı tercih etmesi gerekirdi ama oldu. Onun dengesizliklerinden biri miydi yoksa şaşırtıcı bir şekilde sap ile samanı ayırt edebilmiş miydi bilemiyorum ama kendimi bir anda tuvalette buldum. Lavabo dolmuştu ve tıkanmıştı, çeşme ise sonuna kadar açık. Kafam acıyordu. Sanırım musluğa yahut mermerin üzerine düştüğümde çarpmıştım. Üzerim de ıslaktı. Dışarı çıktığımda duvardaki boydan boya karikatürleri gördüm. Bahçeye çıktım ve kalan biramı içtim. Zaman-mekan algım sıfırlanmış gibiydi. Bize katılanlardan birini otobüs durağına bırakmaya giden anarşist ruh geri dönmüş ve o da son birasını içmişti. Kalktık ve hesabı ödemek için kasaya yöneldik. Çıkan hesap şaşırtıcıydı… yüz yedi lira…
…kahvaltı sofrası güzeldi ve hala aynı şehirdeydim. Oysa tam şu an tüm yıkıntıların miras bırakıldığı yere dönmüş olmam gerekiyordu. Dönmeyecektim. 2 gün de olsa başka bir yere savruluyor bedenim. Güneş batıyor şimdi yine, ben çatıların hizasında bir bina terasında, karşımda yine bir deniz, yine bir adaya selam vererek ve yine gururla. Bu sefer de sol tarafımda. Enseme vurmasını engelleyen brandanın ardında, küçük bir nokta görüntüsünde… ardından yemyeşil dağın ardında. Yine gözden kayboldu ve yine gelecek…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder