Kanatlarındaki yaraları görmem için epey temizlemem gerekti kanlarını, bulaşmış, saçılmış her yanına. Ve istemezdin ki silinsin onlar. İsterdin ki bu yaralar son bulsun son nefes ile birlikte. Hatan buradaydı işte. Küçüktün. Ben de küçüktüm ama yaralı olan karşımdaki olunca büyümüştüm. Sahiplendiğim şeyler sayılıyken bu dünyada ve sahip oldum sandıklarımdan teker teker vazgeçerken ben, her "iyi geceler" ile daha çok ait oldun bana. Kulaklarımda çınlayan bi ses var ve peşisıra gelen ağlamaklı bir ses. Ürkek, yorgun ve yaralı... Ceza bu dünyada mı verilir insanlara, azap mı gerekir nefsi terbiye için diye düşündüm. Ne günah vardı ki bu bedeninde bu kadar hırpalanmıştı. Aynası mıydı yoksa beden yorgun düşen küçücük ruhunun? "Maybe"
Her gece şarkılar söyleyerek özgür bıraktığım ruhum sana yardıma gelmişti şimdi. Adalet, teşekkür ve özür gibi "yardım" da eşitler arasında kendini var eden bir kavramdır. Yaralı olan ruh ise; deva da ruhtadır. Bedenin yorgunluğunu alan ise yine etten kemikten olan kısmımdır. Üstüm başım çamurdan içeri girdiğimde yerleri ne kadar pislettiğin mi önemlidir yoksa ne kadar çabuk kurtulup üzerindekilerden çamaşırlığa attığın mıdır? İkisi arasındaki dengeyi sağlamak için uğraştım sen ateşe küskünken. İtiraf et hadi kendine. Nefretini neferin yaparak değil güzel gözlerini güzel olana çevirmekle kazanacaksın bu zaferi. Ve tacını ben takacağım. Küçük ve sade bir törenle.
İster ateist olsun insan ister deist ister yobaz, ister dindar.... Tek bir hayat var önünde yaşaması gereken. Yaşayışlar farklıdır, hayatı düzenleyen değerleri, erdemleri, pratikleri farklıdır. Ama ortak olan "tek hayattır." Nihayet doğru sesi bulur. İçinden gelen sesi. Desibeli çok mu düşüktür yoksa çok mu yüksek ki duyamayız her zaman. Engin denizlerde yüzmek kadar kolay ve bir dereye taş atmak kadar zor. Bir terslik mi var cümlemde? Cümlemde terslik arayacağına hayatındaki tersliklere bir baksana. Cümlem gayet doğru. Ve o insan, her insan cümle kurar hayatta. Öznedir kendisi. Kimisi çok fazla zamire muhtaç olur. Kimisinin dolaylı tümleçleri hayatını berbat eder. Üç nokta ile biten hayatlar aslında hiç yaşanmamıştır. Önemli olan öznenin gizliliği değil cümlenin netliğidir. Özne-yüklem uyumsuzluğu değil öznelerin uyumudur. Cümlelerin aynı şeyi tarif etmesidir iki insanın ayrı hayatında. Büyü mü bozulacak? Korku bu mu? Sen neysen osun, ben de senin tanıdığın benim. Ne isen öyle geleceksin o gün geldiğinde. Sadece etten ve kemikten bu bedenin gerçekliğini yakalayacaksın. Hayattaki kırılmalar zordur, ilk önce seni bir adım geriye iter. Sonra eğer istediğin oysa, ve alacaksan koşaradım gidersin üzerine. Bütün olursun. Cümleler paragraf olurken kağıt bitecek mi tedirginliğinde daha sıkışık yazarsın harflerini. Mutluysan küçük kalpler, şekiller çiziktirirsin kağıdının kenarına. Düşmanlarını unutmuşsundur ve tozun pembesidir etrafındaki pislikler bile. Küçücük bir şey bu rüyayı bozmayagörsün. Elinde bir silah olsa sorun daha mı kolay çözülürdü? Onları mı vururdun? Yoksa isyanı kendine yöneltip kendi şakağına mı dayardın? Üzgünüm. Benim bir silahım yok. Ve senin de asla olmayacak. İstemezsen beni, al, vur kendini ve git. Ne güzel değil mi. Ne kolay! Seni bir daha rahatsız etmeyeceğim yere git. Sana asla söz veremeyeceğim yerlere. İşlerin asla aynı olmayacağı, bilmediğin yere. İçinde aslında soğukkanlı bi insan da taşıyorsun değil mi? O yüzden mi heyacanlandığında hep örtbas etmek ister insan korkularını? Acı. İnsanı büyüten tek şey bu. Acı. Ve tahammül de anahtarı bu kapının. Diğer odalara geçmek istiyorsan bunu yaşaman gerekecek. Belki bir yatak vardır ya da bir kanepe sıradaki odada. Oraya uzanır yorgunluğunu giderirsin sıradaki geçide yaklaşıp bir sonraki sınava gelene kadar. Başucunda kanlarını temizleyip yaralarını bulan, onları tek tek, yavaş yavaş iyileştiren biri olur. Aslında yaralar kendi kendine iyileşir, doktor da, bakıcı da hemşire de sadece bu süreci hızlandırır. Melekler için de bu böyle midir? Sizin metabolizmanız da sağlam mıdır? Yaralı kanat kendini tamir eder mi yoksa bir şeyler mi yapmalı o kanat için? Ben en iyi yaptığım işin en kötüsü olmak istemediğimi söylediğimde henüz kaç yaşımdaydım hatırlamıyorum. Albino gibi yaşıyorum desem ilk aklına ne gelir? Neyi anlatır sence albino hayatı? Herneyse, boşver, dert etme.
Merhaba sana yeniden. Bana "iyi geceler" dilediğin o geceler var ya, onların sabahı hep yeni bir gün olacak. Yeni bir cümle kuracaksın öznesi sen olan. İnkar etmeyi bırak. Sen istersen yapabilirsin. Kolay olan cazip geliyor hep sadece bu. Şifre o kadar da gizli değil. Savaşı kazanan muzaffer komutanın "hallelujah" ında saklı belki de sadece. Bağlı olduğun mutfak sandalyesinden kurtulmak için illa ki ipin mi çözülmesi gerekir, yoksa en sevdiğinin sıcaklığıyla sen çözülsen kurtulamaz mısın oradan?
Düşünmeye ihtiyacım yok, sadece yapmalıyım. Hem de en iyisini. İşte mükemmel asker. Ve o asker kazansa da savaşını asla şarkı söyleyemeyecektir. Çünkü şarkı söylemek mükemmel askerin değil yürekli savaşçıların işidir. Ruhumu sende kaybederken ben şimdi, mükemmel asker olmaktan vazgeçip yürekli bir savaşçı olma yolunda attığım adımlardan mı vazgeçiyorum diye düşünüyorum. Hayatımı adayacağım bir şeyler olmalı. Şimdi öyle sandıklarım elimde ufalanırken kalbimde büyüyen bir sen var.
Yeniden mi başlıyorum yoksa? Ta en başından...
2 yorum:
bu yazı kıme aıtt örenebılırmıyımm ??
yazı bana ait
Yorum Gönder