En yalnız günlerimden biri ve yalnızlığı çok özlediğim. Pili bitmiş aşklardan mı bu kaçış yoksa pili biten benim de ondan mı diye düşünüyorum, bir yandan da imam-yöneticilerimizin kadrolarını doldurduğu yerel yönetimlerin işletmesinde kahvemi yudumluyorum. Yanıma sorgusuz sualsiz oturan hacı misi kokulu yaşlı amca azkalsın döküyordu kahvemi otururken masada yarattığı 7.4 şiddetinde sarsıntıyla. Her şeyden kaçsam da görgüsüzlükten insanlıktan nasip almamışlıktan kaçılmayacak sanırım bu memlekette. Tövbe tövbe, böyle mübarek adama bu denir mi, hiç bu adamlara görgü kuralı söker mi? Ona bakmamak için kafamı sağa çevirdiğimde bebek arabasındaki küçük kızını besleyen bir anne görüyorum, bir elinde de çay var. Tek başına, fedakar ve çağdaş bir görüntüsü var. Peki ya kızı da 20 sene sonra öyle olabilecek mi? Annesinin öğütleri ve verdikleri mi galip gelecek onda yoksa o küçük kızın içinde de mi kadrolaşacaklar? Gidiyorum ama zihnim hala bedenimde, bedenim hala benim kontrolümde...
Ali Emrah...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder