13 Mayıs 2008 Salı

İKTİDAR VE "MEŞRU" SÖMÜRÜ

Kanlı 1 Mayıs görmüş bu topraklar ve kanların aktığı meydan bu seferki 1 Mayıs'ta da bir gövde gösterisine sahne oldu fakat olması gerektiği gibi işçi ve emekçilerin değil iktidarın ve kolluk kuvvetlerinin. Komşu şehirlerden İstanbul'a getirilen takviye kuvvetler sabaha karşı dinledikleri mehter marşlarının aşkıyla vurdular coplarını, sıktılar gazlarını ve tazyikli, boyalı sularını. Plastik mermiler parti binalarının duvarını delerken sendika binalarına gaz bombaları atıldı. Kafi gelmedi ki bir tane de hastanenin acil servisine attılar. Hemşire dövdüler, gazetecinin kolunu kırdılar vura vura hem de kendi gazetesinin binasında. Tüm bunlara rağmen şehrin idari amiri "olumsuz bir gelişme yok" diye demeç vermekten kendini alamadı. Özgürlüğü kadınların üzerini örtmeye, demokrasiyi sandık çoğunluğuna indirgeyen iktidar partisi özelleştirme yoluyla satacak devlet değeri kalmayınca yükü yine halka bindirdi ama burjuvaya değil orta sınıfa. Burjuva kendisi ve tabanının önderleri olmuştu zaten neden kendi bindiği dalı keseydi. Arabası olana sokakta durduğu her saat için vergi koydu, napsın adam arabasını oturma odasına mı alsın? Evi olan yandı, evi iki cepheye bakan iki kez yandı. Vergiler katlandı. Görevi o bölgenin temel ihtiyaçlarını karşılamak olan belediyelere, metro, altyapı vs çalışmaları yapacağı zaman ekstra vergi toplama yetkisi - ki bu durum merkezi otoriteyi zayıflatarak yerel idareleri güçlendirmenin tipik bir örneğidir, dolayısıyla iktidar, küreselleşme yolunda ülkesini eritmeye devam etmektedir- verdi. Ne de olsa devletin tüm ideolojik aygıtları artık iktidar partisinin elindeydi ve elebaşlarını tanımak için eşlerinin başlarına bakmak yeterdi. Şimdi kimse türban siyasal simge değildir diye zırvalamasın ve saysın bakalım eşi türbanlı okul müdürlerinin oranı diğerlerine göre kaçmış? Tüm önemli mevkilerdekilerin de eşleri türbanlı mıymış değil miymiş? Bu olsa olsa büyük bir tesadüf ya da ikinci seçenek olarak büyük bir "oyun"dur. Tüm devlet kadrolarında; aydınlık, cumhuriyetçi, laik ve vatansever insanların tasfiye günüydü artık. Onlardan olanları yerleştirme günüydü ki bu noktada aklıma sayın Kamran İNAN'ın sözleri geliyor. Kendisi Çin gezisi sırasında en çok dikkatini çeken şeyin "devletin hiç bir kademesinde aptal adama rastlamamış olması" olduğunu söylüyor ve bu gözlem aslında planlı yerleştirmeyi ve kadrolaşmayı özetliyor ve en kısa şekilde eleştiriyor. Yeniden şu ekstra vergilere dönecek olursak, uykuda olan halkı bu vergiler de mi uyandırmayacaktı? Hoş 3 torba kömüre muhtaç edip bununla oylarını çaldıkları proleterya nasıl olsa etkilenmeyecekti bu vergilerden. Çünkü onların ne evi vardı ne de arabası. 5 yılda bir aldıkları kömür onları ısıtırken onlar hiç bir zaman farkında olmayacaklardı aslında geleceklerini çalanlara "evet" dediklerinin. Çünkü bu millet "şükretmeyi" biliyordu. Bu iyi bir şey. Kötü olan ise bunu kullananlar ve sömürenler. E zaten iktidar partisi vekilleri de etkilenmezlerdi ki bu vergilerden zira kendilerini haysiyetsiz bir şekilde "gazi" statüsüne sokmuşlardı ve gazi statüsünde olanlar bu vergilerden muaftı. Devletin malı deniz, yemeyen domuz da kar etmezdi artık. Milletin cebindeki üç kuruşa da göz dikmişti ihanet içindekiler. Çünkü artık ne Tüpraş vardı, ne Sümerbank; ne TürkTelekom "Türk"tü, ne de bu ülkeyi felakete sürükleyen işbirlikçi yöneticiler.

13.05.08 / Salı / 14:12

Hiç yorum yok: