Yer: Ülkenin kalbinde bir üniversite, üniversitenin kalbinde bir fakülte ve fakültenin kalbinde bir konferans salonu.
Kendinden emin tavırlarla yürüyen takım elbiseliler birbirleriyle konuşuyorlar etrafa kaçamak bakışlar atarak. Üzerinde kurabiye ve kahveler olan masaların arasından geçtiğinizde kimseye kullandırılmayacak kadar yeni, ufak ama şirin konferans salonuna giriyorsunuz. İçeride, sahnede en ufak detaya kadar her şey hazır edilmiş. İlgi üst düzeyde. Faaliyet yoğun. Alkışlar onlara. Peki kim onlar? Kim o takımlar içinde caka satan taşeronlar? Konu nedir? AB... AB nedir? Dış politikamızın en önemli sac ayağı. O kadar ki uğruna ne milli benlik kalmış, ne onur ne de ülke çıkarları. Büyülü bir hedef. Topluma pazarlanan umut.
Üniversitede ağır işleyen bürokrasi öğrenci kulübü kurmayı zorlaştırmakta eğer külübün isminin içinde "ab çalışmaları" "ab araştırmaları" gibi bir ibare yoksa. "Bilgili" bir arkadaş etrafında toplanmış, herbiri farklı bir amaçla orda bulunan, organize olmuş demek isterdim ama organize edilmiş insanlar. Tezgahın arkasına malı pazarlayanlar tarafından konmuş tezgahtarlar. Ve mal o kadar çekici, onu satmak o kadar prim yapıyor ki "biz de tezgahtar olmak istiyoruz" diyen çok. Kim topladı bu adamları? Kim toplantılar düzenleyip örgütledi? Ya da bu toplananlar bu kadar mı kısık bakıyordu etrafında dönenlere. Belki de kör olmuştu gözleri çünkü iyi iş çıkartıyorlardı, müthiş bir tecrübe, harika bir referans olacaktı gelecekte birçok kapıyı açmak için. Önlerine serilecekti şimdi olduğu gibi fırsatlar, doğru olanı, fikirlerini değil prim yapanı yapıyor söylenceleri uyguluyorlardı. Teslim bayrağını çoktan çektiklerinin farkında değildiler. Belki de farkındaydılar ki bu daha acıdır. Gördüklerimiz kanımıza dokunuyor ama biz de kitleye katılıp koca bir alkış tutalım. Ne de olsa mevzu bahis AB ise gerisi teferruattır.
16.05.08 / cuma / 03:44
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder