25 Kasım 2011 Cuma

Tower Heist

Perşembe günleri bir ritüel haline getirmeye çalıştığımız sinema bowling günlerinden birinde gişe önünde sıra beklerken hala hangi filme gideceğimize karar veremiyor ve makaraya devam ediyorduk. Belki de sadece saat uygun olduğu için ve çok uzaktaki afişin köşesinde Eddie Murphy'i gördüğümüz için Tower Heist'ı kötünün iyisi olarak seçmiştik.

Çıktığımızda ise son zamanlarda en fazla etkilendiğim filmlerden birini izlemiş olduğumu hissettim. Öncelikle filmin soundtrackleri muazzam, özellikle bas hastaları için. Eddie Murphy'nin ise en iyi yardımcı erkek oyuncuyu alabileceğine bahse girebilirim bu filmde. Aslında bir "ekşın" filme girdiğinizi sanarken oldukça gülüyorsunuz. İlk kısımlar olay örgüsünü seyircide oturtmaya çalışması hasebiyle biraz uyku getirici olsa da çetenin toplanma süreci sizi tamamiyle filmin içine çekiyor ve arayı saymazsak filmin sonunda kendinize geliyorsunuz.

Güzel bir gün geçirmek isteyen, güzel bir günün sonunda güzel bir film isteyen yahut güzel bir güne başlamak için başarılı bir film arayan herkes mevzubahis gününün içine Tower Heist'ı bir şekilde eklemeli.

16 Kasım 2011 Çarşamba

Bu bir aşk mektubu değildir!

Tek bir kadını sevdim ben. Hiç sokakta el ele yürüyemedim onunla. Hiç kavga edemedim ya da doya doya. Üstelik bana hiç hayatı zindan etmedi ondan habersiz haltlar karıştıramadım çünkü. Karanlık odanın birinde bir rüya gibiydi ona dokunmak veya öpmek. Sabah uyandığında kendi kimliğine bürünmek, onu hep görüp hiç tutamamaktı hayat. Bir de hiç küsüp barışamadım onunla. Ne zaman gözlerimin içine baksa hep aynı imdat çığlığını duydum sadece. Neden kurtaracağımı bilsem onu, yapardım. Kaçmak mıydı bana söylediği, ya da sadece orda kal mıydı? Kalamadım. Dayanamazdım onsuzluğa o bir yerlerde duruyorken. Ben seçersem onsuzluğu, bu daha tahammül edilebilir bir şey olurdu. Hiç anlatamadım ona derdimi, evlilik hayalleri kuramadık hiç. Ya da mesleki kaygılarımla dolu gecelerimde hiç omzunu bahşedemedi bana başımı koyup gevşeyeyim diye. Herkesten habersiz çekip gidemedik akşamın birinde hiç. O olmaya çalıştı hepsi ve hepsi gitti. O kaldı şimdi. Çok geride kaldı. Ve çok muğlak. Tanın kızıllığından çıkacak sureti sabah ayazında kaybolur gider her sabah biliyorum. Şimdi sabahı bekleyemiyorum. Çünkü sabah uyandığında, olmak zorunda olduğumuz insan olacağız yine, sevemeyeceğiz, dokunamayacağız, tutamayacağız, kaçamayacağız...

13 Kasım 2011 Pazar

Tüyap güncesi

Kitap fuarına gitmek ilginç bir psikoloji. Örneğin sabah yediğiniz bir simit ile durabiliyorsunuz farketmeden akşam 8'e kadar. Fuar kapandığında ne yaptığınızı farkediyorsunuz, kollarınız ağrısa da tahammül ediyorsunuz taşıdıklarınıza. Eve geldiğinizde ilk iş yine de yemek yemek değil, kitaplarınıza tekrar göz atmak oluyor. İster seçici olun ister romantik bir kitapsever, benzer duygular yaşıyorsunuz karikatür standından bir poster alsanız bile sadece. Geriye kalansa yorgunluğun yavaş yavaş kendini hissettirmesi, iyiden iyiye bulunduğunuz yere gömülmeniz oluyor akşamında. Yasaklara rağmen kitap güzel ve bu fuar yasaklara karşı giyilen t-shirler ve asılan afişler ile dolu. Bir amca da dokuz ışık kitabının satıldığı bir standda klavyesiyle piyanist şantördü, dilinde ise "aylardan ağustos günlerden cuma... bozkurtlar ordusu geçti hücuma" nın jazz versiyonu ve melodik bir ending... "ya allah bismillah alahüekber". Dedim ya, kitap fuarına gitmek ilginç bir psikoloji.

TUYAP 2011 - kayıntılar

12 kasım, yani ilk günde, aynı anda ne kadar yük taşıyabildiğimi bana gösteren şeyler...


Adam Smith - Milletlerin Zenginliği

Seda Bayındır - Atatürk'ün kültür ve spor politikaları

utkan kocatürk - kaynakçalı atatürk günlüğü

ahmet yıldız - ne mutlu türküm diyebilene; türk ulusal kimliğinin etno-seküler sınırları (1919-1938)

Johan Huizinga - homo ludens

istanbulun 100 spor kulübü -

jean gimpel - orta çağda endüstri devrimi
sina cimcoz - efsanelerin takımı fenerbahçe
philippe corcuff - siyasetin büyük düşünürleri
gençler için çağdaş tarih
yaklaşık 125tl...

20 Ekim 2011 Perşembe

Son kullanma tarihi

Kafası bozuk pazar gününe yakışan köhne trenin kapıları açık. Bir serçe sıçradı içeriden, girdiği kafesi farkedip kaçarak muhtemelen. Ben girdim sonra o kapıdan. Kaçışlarımın, özgürlüğümün metaforu; aşklarımı, kimi zaman gelecek umutlarımı yüklediğim trene sadece eve ulaşmak için biniyorum. Şehrin migreni tuttu bugün, siniri bozuldu, uyumak istedi. İstanbul bugün yorgun ve ben tükettim bu şehri, anladım...

28 Eylül 2011 Çarşamba

UMUT

... "Umut mutlu da değil, mutsuzda gizlenir. Mutlu umudu kovarken, mutsuz umuda kucak açar. Mutlu şimdiyken mutsuz gelecektedir. Gülmek bir yanılsamayken, somurtmak gerçektir.Sebeple mutsuz insanları her daim sevmek gerekir."

26 Eylül 2011 Pazartesi

SUS

Sonbahar uzun sürecek. Mevsim hüzün dolu, atfedilen suçlardan uzak. Tesadüfen sustun. Tam da mevsiminde. Na-analitik ve gayri-sosyal başarıların, ruhunun sıkışmışlığında daha da köreltirse seni siktiret. Bu saatten sonra kurtuluşun olmaz.

Başaramayacaksın. Neyi başarmak istediysen başaramayacaksın. Yükseldikçe daha az başaracaksın. Hayatın kolaylaştıkça, insanlar senin egolarını şişirdikçe, kazandıklarının marjinal faydası düşecek. Kolay elde edip, zor elde tutacak ve hep emir kipinde çattığın kaşlarınla yenileceksin. Elde ettiğin hiç bir şey senin zaferin olmayacak; karşındakinin feda ettikleri ve belki de zorundalıkları. Herkes muhtaç olduğu için gözünün içine bakacak, babasının, amcasının, annesini hayrına ve sonra sen de gözlerini kapatacaksın. Susacaksın. Konuşamayacak, ağlayamayacak, en kötüsü de asla anlayamayacak... sadece susacaksın...

25 Eylül 11

05:34