17 Ağustos 2010 Salı
Su
En güneydi hedefim. İki tane en güney vardı. Birisi tehlikeli bölgeydi. Vali, halkı evlerinde kalmaları konusunda uyarıyordu. Kanı okşayan marşlardan bozma kardeşlik türküleri son notasını çalmıştı çoktan. Türkü söylüyormuş gibi yapmaya devam ederek buraya kadar kandırabilirlerdi herkesi ve herkes orayı, yıllar önce çatışmanın fitilinin ateşlendiği şehri en güney sanıyordu coğrafya derslerinin öğrettiği gibi ama öyle değildi. En güney burasıydı. Denizin bittiği yerde başlayan dağların dibindeyim şimdi. Çakıl taşlarının ince kumdan daha sevecen olduğunu burada öğrendim. Yüzebilmeyi de. Suyun içinde tam manasıyla öğreniyorsun özgürlüğün ne demek olduğunu. İçine atlıyorsun. Seni yüceltiyor bir yandan yukarı iterek ve bir yandan da boğmaya çalışıyor içine çekerek akıntılarıyla üstelik sürükleyerek. Çok çabalarsan yoruluyor, boğuluyorsun. Az çabayla da yaşama şansın yok. Kendini yormadan ve suyun huyuna giderek yaşayabiliyorsun ancak özgürlüğünü. Dubalar kurtarıcın sanıyorsun ama sadece mola yerleri onlar. Suyun içi özgürlük; ayakların yere basmadan, akıntıya kapılmadan, yorulmadan yaşayabiliyorsan... özgürsün...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder