5 Mayıs 2009 Salı

Savunmak Üzerine

Hayır. Ben onun gibi olacağım. İnatla, inadına o masanın üstündeki kaşığa, gümüş kaşığa ulaşmak isteyen miskin kedi gibi. Onun gidişi kadar zor olmadı benimki, biraz para biraz emrivaki hallediverdi her şeyi. Ne düşman fırkateynleri ne de hakkımda ölüm fermanları. Bir çanta, bir bilet ve yorgunluğumdu taşımak zorunda olduklarım. Fakat ikimiz de haklı azınlığın içindeydik. Hakkımız olanı almaya gelmiştik. Geçmişin karanlığı içine bıraktı mirasını, aydınlığını. Sönmeyendi onun ışığı ve benim yolumu da aydınlattı. Şimdiyse önümde kendi karanlığım kaldı. Karanlığımı delip geçmeye, ileriye ışık tutmaya, kendi ışığımı yaymaya ve mümkünse başkalarının karanlığına da aydınlık olmaya, diğerlerinin umudunu yaratmaya ihtiyacım var. Paylaşılan değerlerimse birer ölü gibi yatıyor yanıbaşımda ve onların arasından tek başıma yürürken safları bozduğumu hissediyorum. Saflar arasında bir ayrı çizgi benimki, yapayalnız yürüdüğüm. Şimdi paylaşmaya değil paylaşılmaya hazırım. Kırılan hayallerim batıyor ayaklarıma ve hissizleşerek onlar sayesinde umutlarımı "realize" ediyorum. Farkındayım ki farkında olmadığım çok şey var fakat her geçen gün azalıyorlar farkettiklerimin karşısında. Şimdi sen de sallanıyorsun, yalpalanıyorsun bu anaforda. Bırak da zihninden neler geçtiğini bileyim. Sadece bağırmak istiyorsun nedenini bilmeden. Bana biraz daha yaklaşmak belki de... Bilmiyorsun ki sen ancak benim az önce olduğum yere yaklaşabilirsin sevgili kardeşim. Ben artık orada değilim. Ve biliyor musun bunu yapabilmek çok kolay. Aynı yerde olmamaktan bahsediyorum, hep ileriye gitmekten. Çünkü sen zaten böyle doğdun. Senin özünde bu var. Muhafaza etme eğilimi ise korkakların işidir ve asla sana özgü değildir. Savunmak ise farklı bir kavramdır. Bir kaleyi muhafaza etmek için korkakça pazarlıklara girişmek yerine o kaleyi tehdit edene direnmek arasındaki farktır muhafaza ile savunma farkı. İşte bu yüzden düşüncelerini muhafaza etme, onları savun. Sadece onları değil, her şeyini! Ve şunu bil ki ancak sana ait olduğunu hissedenler sana aittir. Aidiyeti sen sağlayamazsın, bu ancak "ona" bağlıdır. Senin yapabileceğin sadece sen olmaktır. Bir erkeğe ait hisseden kadın için de aynı şey geçerli, bir toprağa ait hisseden insan için de. Hücrelerimde muhafaza ettiğim her hatıra beni ben yaptı ve o korkunun dürtüsü sayesinde ben hep uyanığım. Biliyorum, sen de hala uyanıksın, çek şu perdeyi aramızdan da gözlerini göreyim. Sakın onları benden kaçırma. Çünkü o zaman yine kaybeden sen olursun. Ne kadar kolay değil mi? Ne kadar kolay! Anlar... ve o anlardaki hislerle her şeyi yerle bir edebilmek. O zaman bir anlığına şovu durdur ve kolay olanı yap. İtiraf et. Başaracağım değil mi? Ben de başaracağım! Senin cevabına ihtiyacım olduğundan değil, sadece bunu sen de farket isterim diye. Daha sonra yine muhafaza ettiklerinle yaşamaya devam et. Ben ölmeye gidiyorum, postallarımı giyip, güneye. Bana ait olan diğer yerleri kurtarmaya. Bana aitler, çünkü öyle hissediyorlar.

21.04.09 ankara...

Hiç yorum yok: