Saklandığın delikten ne zaman çıkacaksın küçük kunduz? Yoksa vaz mı geçtin hayattan, kimseye sormadan kış uykusunda mısın ayı yavrusu gibi? Hep vazgeçmeyi düşündüm ben de ama hayat benden vazgeçmeden ne mümkün yoldan çıkmak. Tam bitti derken sunuyor fırsatı ve tepemiyorsun. Belki de iyi ki o deliktesin. Her gün üstünden titreyerek geçtiğim karla kaplı toprağın altında, gönlün rahat sıcacık uyuyorsun öyle değil mi? Isınmak için yerel seçimleri beklemene de gerek yok üstelik. Bir delik de ben bulsam kendi bedenimi sığdırabileceğim ve kavuşsak birbirimize toprak altında. Karargah bellemişsindir sen şimdi belki orayı, belki de ilk kurmayın ben olurum ha, ne dersin! Çok büyük planlarım var yeryüzü için ama önce yerin dibine inip seninle paylaşmalıyım; ve diğerleriyle. Aç aslanlara yem olma riskini göze alıp dalmam gerek “balta girmiş” ormanlara; elbet oralarda bir yerdedir sana gelen yol. Çalılar kaplamıştır üzerini deliğin tıpkı küçükken okuduğum Jules Verne kitabında olduğu gibi. İki yıl yeter mi peki bize, iki yıllık bir tatil, yerin dibinde. Peki ya limandan çıkışımız için ipleri gizlice çözecek, küçük yaramaz kardeşimiz nerede? İnanmıyor musun şeytanın, annenin bile derisinin altında olabileceğine? Tatlı bir intikam gibi düşün bunu. Senin gözüne kestirdiğin bir sebzeyi senden önce çalan çakalın gözlerindeki alaycı bakışın intikamı. Ya da ne bileyim, seni o deliğe tıkan her neyse onun intikamı. Eğer hiçbir nedenin yoksa benim tatlı intikamımın ortağı ol, paylaşalım. Gözlerini gördüm ve gülüşünü; ve duydum ardından “defol git” deyişini. Haydi al bunun yarısını, ortak et kendini kendime. Bizim tatlı intikamımız.
Tekrar geldiğimde buraya, hep beraber olmaya; amacımız her yeri sallamak olacak, sıra bizde olacak “haydi yeter” diye haykıracağız ve o zaman tam zamanı olacak. Ya da belki “tam zamanı” tam da “şimdi”…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder