19 Aralık 2010 Pazar

Ales nedir?

- Yaş otuza gelse de bitmeyecek "çoktan seçmeli hayat" çilesidir

- Bir saat önceden sınav yerinde olmanızı isteyip kapıyı açmamak ve talep edilen saatte orada sap gibi dikilmek zorunda bırakılanları 20 dakika yağmur altında ıslatmaktır.

- Eskiden hepsinin akıllı, bilgili ve örnek insan sandığınız öğretmenlerin aslında tıpkı her meslekte olduğu gibi çeşit çeşit olduklarını, gerzek eşantiyonlarının ise size düştüğünü görmek, en ufak şeyleri bile bir çocuk beceriksizliğiyle gerçekleştirememelerini izlemektir.

- Su ve şekerleme bizden diyip sınava giren öğrenciye son dakika kazığıyla suyu serbest bırakmak, onu haberdar etmeyip 3 saat boyunca dili damağı kuru şekilde orada tutmaktır.

- Sinirlenen ve su kazığı yüzünden fiziksel açıdan düşen öğrenciyi "ilk 135 dakika dışarı çıkılmaz" yasağı ile orada hapsetmektir.

- Biz yaptık oldu, zihniyetinin... hayatınızın ne kadar kolay harcanabileceğinin, bir memleket manzarasının sürrealist yorumudur.

20 Ağustos 2010 Cuma

17 Ağustos 2010 Salı

Tek

Tek bir şans vardır her şey için; kaçırırsanız geri yürümek, erken inerseniz bavullarınızın ağırlığını siz çekmek zorunda kalırsınız gidene kadar. O yüzden doğru anı yakalamanız gerek. Şans işi de değildir bu üstelik. Ne kadar hazır olduğunuzla ve ne kadar istediğinizle ilgilidir. O anı defalarca hayal etmelisiniz, kafanızda her ihtimali yaşamalı, ona göre hazırlanmalısınız. Şunu da bilin ki gerçek an onların hiçbirinin aynısı olmayacaktır. Bu yüzden sürprizlere de açık olmalı, spontan hareket edebilmelisiniz.


Bunları biliyor olması hiçbir işine yaramamıştı. Baba olma, daha doğrusu aile babası olma şansını bir kez yakalamıştı. O ise nerede olduğunun farkında bile değildi, ineceği yerin kaçmasına göz göre göre izin verdi. Çünkü aile babası olmak istemiyordu. En azından şimdilik. İstadiği zaman ise yanlış bir ailenin doğru babası olmayaa razıydı. Asıl olan ise artık sadece çocuğunun babası olabileceği gerçeğiydi. Tabi ondan da vazgeçmezse günün birinde...

Su

En güneydi hedefim. İki tane en güney vardı. Birisi tehlikeli bölgeydi. Vali, halkı evlerinde kalmaları konusunda uyarıyordu. Kanı okşayan marşlardan bozma kardeşlik türküleri son notasını çalmıştı çoktan. Türkü söylüyormuş gibi yapmaya devam ederek buraya kadar kandırabilirlerdi herkesi ve herkes orayı, yıllar önce çatışmanın fitilinin ateşlendiği şehri en güney sanıyordu coğrafya derslerinin öğrettiği gibi ama öyle değildi. En güney burasıydı. Denizin bittiği yerde başlayan dağların dibindeyim şimdi. Çakıl taşlarının ince kumdan daha sevecen olduğunu burada öğrendim. Yüzebilmeyi de. Suyun içinde tam manasıyla öğreniyorsun özgürlüğün ne demek olduğunu. İçine atlıyorsun. Seni yüceltiyor bir yandan yukarı iterek ve bir yandan da boğmaya çalışıyor içine çekerek akıntılarıyla üstelik sürükleyerek. Çok çabalarsan yoruluyor, boğuluyorsun. Az çabayla da yaşama şansın yok. Kendini yormadan ve suyun huyuna giderek yaşayabiliyorsun ancak özgürlüğünü. Dubalar kurtarıcın sanıyorsun ama sadece mola yerleri onlar. Suyun içi özgürlük; ayakların yere basmadan, akıntıya kapılmadan, yorulmadan yaşayabiliyorsan... özgürsün...

Allah Rahatlık Versin

Özür dileme sakın. Dileyemezsin çünkü. Beceremediğin şeyleri yapmaya çalışıyorsun ve komik oluyorsun. Uyuyorsun şimdi tam karşımda maviliklere uzanmış. Yan yatmışsın sağ tarafın üzerine yüzün bana dönük. Boynunu öne doğru kıvırmışsın ve vücudunun yarısı suyun içinde. Bense sol yanını görüyorum. Tam ortadan, alnından ayakucuna kadar sadece sol yanını. Boynunun önüne bir tekne demirlemiş direği kendinden büyük. Sonra yükseliyorsun göğe doğru göğsün ve omzunun olduğu yerde. Aşağı doğru indikçe inceliyorsun. Muazzam bir kadın figürü ve ince beli ardından kalçasının yarattığı tepe. Bacakları ise yok. İkisi birden suyun içinde. Ya da yok işte. Gelemiyorsun. Uyuyorsun... Uyuyorsun... Uyanmıyorsun...

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Nefes

Etrafındaki bulutları ruzgarımla dagıtamadım. Bir varmıs bir yokmus demeye yetti, tukendi nefesim. Otesini fısıldayamadım...

Kara kaşına kara gözüne boğuldum

Sadece bir sokak lambasıydı sönen. Ama neticede bana farkettirmeye yetti yıldızların ne kadar çok olduğunu. Ve ne kadar tek başıma olduğumu. Ah, yine keyifler yerinde değil mi? Yenilmedin. En azından bu guzel gökyuzu bana kaldı, yengeçlerimle beraber.