4 Temmuz 2010 Pazar
Demini az koy
Zehir zıkkım gelen kaçak çayın, dünyanın en güzel keyfini vermesi mümkün müdür size? O bile bir başka burada. Nasıl ki insanların gelceğini, iyiyi ve kötüyü koşullar belirliyorsa tadları da ortamlar belirliyor. Tam da bu nedenle bazen yürümek, bir bmw ile otobanda hız yapmaktan daha keyiflidir. Sizi hasta eden, karnınıza kramplar başınıza ağrılar armağan eden şiddetli rüzgar kimi zaman tüm kara tozları süpürür bedeninizden ve sizi temizler eğer karşısında dik durabilmeyi başarır, o şiddetle yüzünüze vururken siz tebessüm edebilirseniz. Ve o zaman görürsünüz karşınızda yatan güzelliği. Sırtüstü uzanmış, uyuyan bir peri gibi maviliklerin ortasında ve rüzgar dalgalandırmış saçlarını savuruyor önünüzdeki kıyılara. Peki ya canınızı yakan kum taneleri? Onlar sadece bir yanılsama. Gözlerini kısmayı bırakma çünkü ancak böyle yürüyebilirsin kumsala.
En tepeye
The day you take complete responsibility for yourself, the day you stop making any excuses, thats the day you start to the top.-OJ Simpson
2 Temmuz 2010 Cuma
Biraz daha güneye... önce batıya...
Karanlık bir yolun götürdüğü bizleri sol camdan vuran ay ışığı aydınlatıyor. Eskiden seyir halinde bir otobüste film seyretmek yeni ve büyük bir lüks iken şimdi internet adeta bir zaruret. Hem arkada bırakmak hem de kucağında götürmek bu olsa gerek. Gün ağarmadan daha önce hiç olmadığım yerlerde olacağımı bilmek, üstelik yanımda bilmem kaç senedir birçok farklı kimlikle ortaklıklar yaşadığımız dostum varken. Önümüzdeki bir kaç güzel günün şerefine bi çizi yiyorum şimdi muavinin getirdiği su ile birlikte.
1 Temmuz 2010 Perşembe
Unkapanı-Aksaray arası
Güneş sol camdan
Cayır cayır yakıyor ensemi.
Ezan sesine karışan
Agresif kornalar
Ve çöp kamyonunun gürültüsü
Zihinsel kaoslarıma eşlik eden
Bir senfoni adeta.
Metropol güzel de
Çabuk tüketiyor insanı
Ve tükenenler kaçıyor
Ardında bir enkaz bırakarak,
Şuursuzca.
Cayır cayır yakıyor ensemi.
Ezan sesine karışan
Agresif kornalar
Ve çöp kamyonunun gürültüsü
Zihinsel kaoslarıma eşlik eden
Bir senfoni adeta.
Metropol güzel de
Çabuk tüketiyor insanı
Ve tükenenler kaçıyor
Ardında bir enkaz bırakarak,
Şuursuzca.
Lazım Vatandaş

Her yerde çıkabilir karşınıza. Mesela benim otobüste çıktı. Şoförün sağ arkasındaki koltuğa oturmuş, burnunu nerdeyse direksiyona sokmuş; hem trafiğin, hem şehrin, hem de toplumun bütün sorunlarını birer cümlede çözüveriyor.
"Aslında buraya küçük otobüs koyacaklar. Nasıl itfaye dar sokaklara girsin diye araçları küçülttüyse belediye de yapsın aynısını" diye bir başladı, valiyi, emniyet müdürünü falan değiştirdi, Aksarayın zaten hiç iş yapmayan boş pavyonlarını kapattı, çarpmak üzere olduğumuz taksici yüzünden de tüm taksiciler hakkındaki fikirlerini paylaştı. Belirtmekte fayda var ki taksinin bir kabahati yoktu, şoför vatandaş ile konuşurken giydiriyordu yandan. Ama olsun, kaza olsa nolur ki, lazım vatandaş bizim otobüsteydi ve ben huzur dolu geçiridiğim yolculuğun ardından tedirgin bir şekilde inip yoluma devam ettim.
14 Nisan 2010 Çarşamba
Royal Breakfast
Bakkaldan aldığım çay poşetinin üzerinde yazıyordu başlık. Krallara layık bir kahvaltı diye tabir edilebilirdi yapacağım kahvaltı ama aslında böyle imrenmemin nedeni sadece kendi emeğimden çıkacak olmasıydı. Öyleyse krallara layık deyiminden daha fit bir şey bulmak gerekir. Bir önceki akşamı kendimle baş başa geçirip ertesi sabaha uyandığımda planladığımdan daha geç olmuştu saat. Dışarı çıktım ve bir domates bir de soğan aldım. Tek eksik oydu çünkü. Bir önceki geceden kurmuştum planımı. Döndüğümde 5 dakikam vardı. Domatesleri ve soğanları, bir de sucuğumu hazırlayıp ev temizleme işlerini yaptıktan sonra hemen kahvaltıya koyulurum diye düşündüm ama unuttuğum şey beni asıl doyuracak olan “ekmek”ti. Bir önceki akşam yapmayı düşündüğüm menemeni o anda yapmamamın en büyük nedeni de gece 2 de taze ekmek bulamayacak oluşumdu. Ve yine ekmek nedeniyle –belki de aslında kısıtlı olan zaman nedeniyle- menemeni ikinci kez erteliyordum. Alt kata indim ve ev işlerine koyuldum. Aç karnına toz içinde kaldım ev işlerim sırasında ve kafa mualla oldu bir anda. Buna annemin denemek için sıktığı dolap arasından çıkmış 10 yıllık parfüm ve deodorantların kokusu da eklenince gırtlağım kurudu ve iş yapamaz duruma geldim. İş yapamaz duruma geldiğimde aslında çok iş yapmıştım. Eski evin mutfak tezgahı artık kullanılabilir haldeydi. Üstelik işime yarayacak-yaramayacak ayrımı yapıp zerzevatı da tasniflemiştim dolaba ve köşeye. 2 kova da çöp çıkarttığımı görünce “bu sefer de az ama güzel şeyler yaptık” dedim. Bir dahaki sefere su ısıtıcısı getirme teklifime ve piknik tüpüyle işi ilerletmeme sıcak baktı annem. Sanırım ev önce çay ocağına sonra da mutfağa dönüşecek. Onu dükkana uğurlarken ekmeğimi aldım. Çay çekti canım. Hayal ettiğim kahvaltının yanına o yakışırdı. Anneannemin mutfağında var mıydı bilmiyorum ama bakkaldan alayım diye düşündüm. Sallama çayı taneyle satıyorlar mıydı ki? Satıyorlarmış. Belki de hastanenin karşısında olduğu içindir. Her nedense tanesi 20 kuruştan 2 tane aldım ve kahvaltımı hazırlamaya döndüm. Elimdeki poşetlerin üzerinde “royal breakfast” yazıyordu. Hevesim daha bir arttı. Kahvaltım daha da zenginleşmişti. Çünkü “kraliyet” çayı içecektim. Bu bir yanılsama. Basit ve çok içten bir yanılsama. Sadece karnını doyurmak isteyen adamın kraliyet kahvaltısı yanılsaması. Bir domates bir soğan bir yumurta ve biraz sucuktan oluşan menemenin yanına konan çayın kraliyet sofrası hissiyatı vermesi. Mutluluk ise gerçek. Doyabilmenin mutluluğu. Kraliyet sofrasındakilerin asla tadamayacakları bir mutluluk.
2 Nisan 2010 Cuma
19-13
Beklentilerimi karşılayamadığım bir gün yaşadım. Karagümrük ilköğretim okuluna uzatmalarda yenildik. Sanırım fazla hayalci davranıyorum ve yapabileceklerimi gözümde büyütüyorum. Daha basit şeyler üzerinde daha yoğun çalışmalyım. Bu sırada biraz derslere dönsem iyi olacak. Az oluşları gevşetti ve hiç okuma yapmıyorum. Bunun farkına vardığım için spor yönetimi kitabını okumaya başladım ve her iki ders araştırmasında yardımcı olabilecek yerleri işaretleyerek ilerliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)