14 Nisan 2010 Çarşamba

Royal Breakfast

Bakkaldan aldığım çay poşetinin üzerinde yazıyordu başlık. Krallara layık bir kahvaltı diye tabir edilebilirdi yapacağım kahvaltı ama aslında böyle imrenmemin nedeni sadece kendi emeğimden çıkacak olmasıydı. Öyleyse krallara layık deyiminden daha fit bir şey bulmak gerekir. Bir önceki akşamı kendimle baş başa geçirip ertesi sabaha uyandığımda planladığımdan daha geç olmuştu saat. Dışarı çıktım ve bir domates bir de soğan aldım. Tek eksik oydu çünkü. Bir önceki geceden kurmuştum planımı. Döndüğümde 5 dakikam vardı. Domatesleri ve soğanları, bir de sucuğumu hazırlayıp ev temizleme işlerini yaptıktan sonra hemen kahvaltıya koyulurum diye düşündüm ama unuttuğum şey beni asıl doyuracak olan “ekmek”ti. Bir önceki akşam yapmayı düşündüğüm menemeni o anda yapmamamın en büyük nedeni de gece 2 de taze ekmek bulamayacak oluşumdu. Ve yine ekmek nedeniyle –belki de aslında kısıtlı olan zaman nedeniyle- menemeni ikinci kez erteliyordum. Alt kata indim ve ev işlerine koyuldum. Aç karnına toz içinde kaldım ev işlerim sırasında ve kafa mualla oldu bir anda. Buna annemin denemek için sıktığı dolap arasından çıkmış 10 yıllık parfüm ve deodorantların kokusu da eklenince gırtlağım kurudu ve iş yapamaz duruma geldim. İş yapamaz duruma geldiğimde aslında çok iş yapmıştım. Eski evin mutfak tezgahı artık kullanılabilir haldeydi. Üstelik işime yarayacak-yaramayacak ayrımı yapıp zerzevatı da tasniflemiştim dolaba ve köşeye. 2 kova da çöp çıkarttığımı görünce “bu sefer de az ama güzel şeyler yaptık” dedim. Bir dahaki sefere su ısıtıcısı getirme teklifime ve piknik tüpüyle işi ilerletmeme sıcak baktı annem. Sanırım ev önce çay ocağına sonra da mutfağa dönüşecek. Onu dükkana uğurlarken ekmeğimi aldım. Çay çekti canım. Hayal ettiğim kahvaltının yanına o yakışırdı. Anneannemin mutfağında var mıydı bilmiyorum ama bakkaldan alayım diye düşündüm. Sallama çayı taneyle satıyorlar mıydı ki? Satıyorlarmış. Belki de hastanenin karşısında olduğu içindir. Her nedense tanesi 20 kuruştan 2 tane aldım ve kahvaltımı hazırlamaya döndüm. Elimdeki poşetlerin üzerinde “royal breakfast” yazıyordu. Hevesim daha bir arttı. Kahvaltım daha da zenginleşmişti. Çünkü “kraliyet” çayı içecektim. Bu bir yanılsama. Basit ve çok içten bir yanılsama. Sadece karnını doyurmak isteyen adamın kraliyet kahvaltısı yanılsaması. Bir domates bir soğan bir yumurta ve biraz sucuktan oluşan menemenin yanına konan çayın kraliyet sofrası hissiyatı vermesi. Mutluluk ise gerçek. Doyabilmenin mutluluğu. Kraliyet sofrasındakilerin asla tadamayacakları bir mutluluk.

Hiç yorum yok: