21 Mart 2010 Pazar

Beleştepe

Elimde bir ton yük ile zor binmiştim otobüse ve oturduğum yere mıhlanıp hareketsiz kalmak zorunda olacak şekilde yolculuk ediyordum. Kasımpaşaspor'un "recep tayyip erdoğan" stadına yaklaştığımızda stadın ışıklarının sonuna kadar açık olduğunu görünce beşiktaş ile maçlarının olduğunu ve bu saatlerde de devam etmekte olması gerektiğini hatırladım. İnsanlar stada gitmek yerine yolun tepesinden "yarım saha" maç izliyorlardı. Belki de sadece yoldan geçiyorlardı ve durmuşlardı. İnsanları işlerinden alıkoyan, dikkatlerini çekebileceğiniz tek ve yegane ortak şey belki futbol. Birkaç marjinal arkadaş dışında tüm erkek nüfusun bu spor dalı üzerindeki ortak ilgisnin nedeni herhangi bir entelektüel birikim gerektirmeden ilgi duyulabileceği, izlenebileceği ve yorumlanabilmesi ve bundan dolayı da dünyada en popüler spor olması pek de yanlış bir tarif olmaz. Zira otobüstekiler de birden ayaklandılar ve stadyumu görmeye çalıştılar. Hatta sağ tarafımda oturan 30 lu yaşlardaki 3 arkadaş, "inip izlesek mi ulan acaba" diye sesli düşünmüş fakat uygulamaya geçmek için kararsız kaldıkları anda otobüs çoktan oradan uzaklaşmıştı. Marjinal arkadaşlar "bak işte halimiz bu, kitlelerin afyonu bu oyun" diyerek müthiş bir analiz yapıp kendilerini ve egolarını haklı çıkarmış gibi yapsalar da Sporun sosyo-ekonomik arka planı bir toplumu ve yaşamı anlamada, gelecek için adım atmada faydalı olacaktır. Spor tarihçiliği de işte bu yüzden gelişmeli, sporseverler bu alanın sığ sularında "çimmek" yerine derinlerdeki güzelliklerin içinde "yüzebilmeldir".

9 Mart 2010 Salı

5 gün sonra...

Sırtımda yerçekimine sövecek kadar bir yükle eve dönerken o yükün arasında bir yerlerde iddaa kuponu olduğunu hatırlayıp bir durak önce indim otobüsten. Suratsız dükkan sahibi yine o saçma ruhunun dışavurumu olan bakışlarından biriyle aldı kuponu ve ücretini. Herhangi bir konuşma geçmedi aramızda ki zaten konuşmamak daha hayırlıydı bu zamane aksaray pavyonu çapkını kılıklı adamla. İlk maç 21.30 da başlayacak ve bu seferki büyük ikramiye 5.7 bin lira. Uzak kaldığım odamı ve kendimi toplamak için birkaç saatim var, sonra da maçları takibe otururum. Tabi planlar sadece başlangıçlar içindir. Bugün gelen paralar umarım uğur getirir de 5.7 de onlara eklenir. Ayrıca çok yorgunum şimdi farkettim, odama kavuşmanın büyüsü bitti belki de.

17 Şubat 2010 Çarşamba

17 Şubat

Kayıt olmanın verdiği huzurla geçen bir gün çocukların normalüstü haylazlığı ile strese dönüşse de kazasız bitti. Siyasal islamın yargı üzerindeki savaşının bir cephesini yaşıyoruz. Zamanında kendi hocaefendilerinin cemaati hakkında soruşturma açan başsavcı üzerindeki baskıyı kuran savcıların hepsini hakim ve savcılar yüksek kurulu yetkisiz kıldı. Yani birileri üstün yetkilerini kullanarak birini tutuklattı, tepedeki de onun üstün yetkilerini elinden aldı ve tutuklama "sakatlandı". Hukuksal alanda yaşanan siyasi bir savaş bu. Öte yandan genelkurmay başkanı deniz kuvvetlerini ziyaret edip "şovalye gibi olun" diye onların sırtını sıvazlıyor. Geçen gün cadılığa soyunan başkan, şimdi de şovalye kutsuyordu. TSK'nın liderinin bu şekilde oluşu emrindeki subaylar tarafından bile alay konusu olmakta. Bize bunları yapanları lanetliyorum, sözünden sonra "cadı mısın neyi lanetliyorsun" diye çıkışmıştı bir genç subay sohbet sırasında bana.

Bu arada yargı bağımsızlığı savunucusu da adalet bakanımız oldu ki bu da çok ilginç. Tüm hukukçuların birleştiği temel bir nokta var, "yargı kurumu adalet bakanlığına bağlı olduğu sürece yargı bağımsızlından söz edilemez". Evet aynen böyle, yürütmenin yargının üstünde oluşunun krizi aslında bu. Benim savcıma iş yaptırmazsanız "yargı bağımsızlığı" diye yırtınırım, senin savcın iş yapacağı zaman da hakkında 26 yıl hapis isterim. İş "senin savcın benim savcıma" kadar vardı yani. Tehlike ise şu, yürütme zıvanadan çıkarsa siyasi kriz doğar ve en kötüsü hükümet düşer (tabi mevcut durum için buna kötü demek doğru değildir, kastım olayı anlatabilmek), yasamada sorun çıkarsa seçime gidilir ve yasama organı kendini yeniden oluşturur, fakat yargıda kriz çıkarsa o ülkede adalet yok olur ve adalet yok olduğunda toplumsal kaos ortamı kaçınılmaz olur. DEvletin temel iki görevi olan güvenlik ve adaletten ikinci olanı yer ile yeksan olursa bu birincisini de aynı oranda tetikler. İrtica paranoyasıyla alay eden hükümet ve yandaşları daha derin ve vahim bir paranoyanın "bizi darbeyle yok edecekler" paranoyasının arkasına sığınarak at oynatmaktadır, olmayan darbe koşullarını kendi kendine oluşturmaktadır. Ben darbe istemiyorum sayın siyasal islamcılar ve siyasal islamcıların iktidarından nemalanan sözde aydın kesim!!! Siz de istemekten vazgeçin, darbeyi kışkırtacak ve olmayan şeyi kendiniz yaratıp bütün günahlarınızdan sıyrılacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sizin cehenneminiz askeri mahkemeler değil, aç bıraktığınız halkın yumruğu olacak. Sadakanıza kanmayanların !!!

TEKEL İŞÇİSİ YALNIZ DEĞİLDİR

3 Şubat 2010 Çarşamba

Saat Kulesi

Ayağım bir taşa takındı sonra
Yere indirdim kafamı
Gördüm değişen havayı
İnsanı
Sokakları
Yeniden baktığımda
Bambaşkaydı saat kulesi
Zamanı göstermek için vardın
Ama çaldın
Dakikaları
Hatta saniyeleri
Nereye gideceğimi unutturup
Akrebine yelkovanına tutunup
Döndüm durdum
Oysa göremedim
Benden gizlediğin
Gösterdiğin
Geçip giden saatleri.

Dönüş Yolunda

Çocuklar
Doluşmuşlar otobüse
Herkes kendi halinde
Kimi küçük daha
Camın buğusuna
Kalp çiziyor
İçinde arkadaşlarının adıyla
Bazıları dertli
Elinde telefon
Seri mesajlar...
Daha çok erken
Hazırlanmak için savaşa
Bir malkoçoğlu filminde
Babasıyla dövüş tutan
Geleceğin yiğidi çömezler gibi
Elinde kılıçla
Kalemden keskin olan
Her zaman.

-13 Aralık 2009-

Her Söylediğin

Kimse bir tutmasın
Tek başına varolamayanlarla bizi.
Biz kayalarda doğduk
Yosun tutmuş
Üzerine işeyen serserinin bile
Terkettiği.

Hiçbiri
Ama hiçbiri
Öğrenemez ne istediğimizi.
Önce ben olup
Sonra biz olanlardanız
Benliğini bizde bulanlardan değil.
Şarap kokusu kadar içten
Kağıt kadar keskin
O gün var iken,
Her söylediğin!

23 Ocak 2010 Cumartesi

24

Bir hüzün peydah oldu içimde
Beni benden alan
Ve konduğu dalda kalan
Ayakları çakılmış
Tırnaklarından mıhlanmış
Guguk kuşu gibi
Hep aynı türkü
Dillere pelesenk olan
Her seferinde biraz daha nostaljik
Biraz daha yalan

5 ocak 2010