20 Şubat 2009 Cuma

Felek Öçin Aldi Mu

Temelde her insanın ilk amacı yaşamını sürdürebilmektir. Bu doğrultuda sosyo ekonomik seviyesi ne olursa olsun eylemlerin özü bu hedefe yöneliktir. İyi eğitimli bir anne baba, "bu dünyaya çocuk getirirken" bir kaç kez düşünüp tereddüt ederken, doğu kökenli bir aile reisi fabrika misali çocuk üretiyor. Çünkü onun için -aşiret kültüründen gelen mantıkla- ne kadar çok çocuk (tabi burda çocuktan kastımız erkek evlat) o kadar fazla güç manasında. Kente yerleşmiş bu çok çocuklu kesim için ve özellikle çocukları için yaşamak o kadar da kolay değildir. Temel amaç olan hayatın devamı onlarda neredeyse tek amaca dönmüştür. Şehir kültürü içinde arta kalan zevkleri onlar da yaşar. Tv de paparazzi programlarında görüp iç geçirdikleri sosyetik fahişelerin yanlarındaki adamlara özendiklerinden midir yoksa marka düşkünlüğünün sosyal sınıfı yok mudur bilmiyorum ama kendileri de 20 lira verip orjinalini aratmayan imitasyon bir marka ayakkabı bulup giyerler. Yine aynı kökendeki insanlar üretir zaten bunları da. Arz-talebin etnisitesi belki de bu. Sahi ya. Hep merak ederdim şu sahte ayakkabılar nasıl yapılır diye. Bir gün bir dükkan sahibi hararetli bir şekilde anlatıyordu müşteriye, ne de olsa onun gözünü boyayarak elini cebine atmasını sağlamalıydı ki işler yürüsün. Bu ayakkabı, diyordu satıcı, özel makinede birleştiriliyor tabanıyla. Makine herkesde yok herkes dikimle birleştirir, bende var bir tek bu makineden ve 20 bin dolardır fiyatı. Asla ayrılmaz bu taban, ayakkabı parçalansa taban ayrılmaz yıllar sonra bile diyor. Allah allah diyorum, ne makineymiş be. Zaten öyle müthiş modeller var ki bu çakmacılarda, orjinal firmalarda bu kadar fazla çeşidin olduğunu sanmıyorum. Bir keresinde de bir spor mağazasında ayakkabı denerken içeri giren bir adama görevli kız "buyrun beyefendi yardımcı olayım" demişti mesleği icabı. Adamın cevabı bir gerçeği gözümün önüne serdi: "yok yok, ben çakmacıyım, model bakıyorum sadece". Evet çakmacıydı ve model bakıyordu. Ve unutmayın ki o üretken bir beyine sahip müthiş bir adamdı. Yoksa o makina hikayesi normal bir beynin aklına gelecek türden değildir. Nike, adidas çalışanları da gece gündüz demeden o komplike bilgisayar programlarında ayakkabı modeli tasarlayadursunlar, onların çıkardığı modeli gören bizim çakmacı, tek modelden on farklı seri üretebiliyor, naberrrrrr!!!!

Sonra da iş yok diyorlar, var efendim iş olmaz mı, ama bu okumuş züppeler iş beğenmiyor diyor şu softa kesim. Tabi zaten onca yıl okul okuyup işinin erbabı olan adamın da tüm amacı sigortasız, güvencesiz ayda 400 lira paraya bu çakmacının şu hayali makinasının başında çalışmaktı. Ülkeyi yöneten danışmanlar kadrosu zaten işini yapıyor. Ne gerek var eğitime, nitelikli gençliğe, akıla, bilime. Biz devam edelim imam yetiştirmeye. Nasılsa en iyi hizmeti onlar veriyor. Kömürünü, battaniyesini, buzdolabını, çamaşır makinesini eksik etmiyor halkının. Zavallı ablam da uzatılan mikrofona serzeniyor: diğer partiler de biraz elini cebine atmalı diye. Cep dediğin devletin cebi a be ablam. Ona da bu imamlar izin vermiyor ki. Oğullarına gemi, yumurta fabrikası falan filan derken bişey kalmıyor bize de diğer partilere de. Sonra gelsin kısır çatışmalar, seks videoları, şantaj kasetleri ve odunlu kömürlü bir seçim dönemi daha. Yandaş olmayan medyaya da hukuku katekulliye getirip sağlam bi para cezası kestiler. Ohhh miss. Ne diyordu şu seçim afişinde, hani tek şirketin(başbakanın damadının şirketi) ihaleye girip aldığı şu tv kanalı ve gazeteye gönderme yapan afişte:

...ve gelinin babasından damada bir televizyon... bir de gazete geliyor...

diğer tarafı da unutmayalım. Alpertunga destanı soruşturması kapsamında üzerine bok atılmamış kalan bir avuç zihni aydın gence soruyor acun bey:

...hamdi beyin 3 torba kömür, bir miktar burs ve eşinin kapalı olması şartıyla ortalama bir devlet pozisyonuna var mısınız...

gençler... yokuz diyorrrrrlar.

iyi. bu Gençler de benim için bitmiştir. bi daha da onlardan oy istemem. Dilbilgisi alt üst oldu. Yazı da bitsin burda. Haydi allaha emanet olun!?!?

1 yorum:

Ali Emrah dedi ki...

şu çakma ayakkabıların nasıl yapıldığını gördüm, aklım şaştı. güneşlide varoş bi mahallede gidiyordum, otobüsten yanlış yerde indiğim için. teyzeler vardı kapının önünde, ellerinde el işi bişey dikiyorlar. baktım ki el işi değil o, örgü falan değil yani. alenen çakma ayakkabıların gövdelerini tabanlarına dikiyorlar. gövde dediysem aklınıza öyle sağlam bir şey gelmesin. hani şu küçükken gazetelerin verdiği kartondan evlerin ilk hali var ya, kartonun üstündeki hali, onun gibi, resmen kağıttan yapılmış ve tırtıklı yerlerinden ayakkabı şeklinde kesmişler gibi. teyzem de katlıyor ve tabana dikiyor. kolay gelsin.