
Yitip gidenlere bakarken, üzülürken yitirdiğimiz zamanlar mıdır asıl bizi yitik yapan yoksa yitirdiklerimizin bizden alıp götürdükleri mi? Defalarca denemek her şeyi olduğu gibi yazmayı da etkiledi. Oturmadık mı kaç defa boş defterlerin karşısına, bu sefer olacak, gün gün, ay ay dökeceğim ne varsa buraya diye. Ve hep sadece başı yazılmış, gerisi karalanmış, ne bitirilmiş ne de kullanılmamış olmayan defterlerimizi saklamadık mı diplerde, tozlu raflarda. Ayrıldığın sevgiliye, sevgili olamadık bari arkadaş kalalım demekle eşdeğer değil midir bu yapılan muamele o masum deftere. Yeniden yazmak istediğimizde hep ilk olarak o başını karaladığımız, harcadığımız deftere devam etmek gelir ama hiç devam eden yoktur yeni ve boş bir defter alıp ona yazmaya başlamanın, yeniden başlamanın cazibesi dururken. Bu sefer farklı oldu ama. Teknoloji; sanatı, arkadaşlığı, iletişimi, sosyalleşmeyi taşıdığı gibi en özel yanımızı da taşımış sanal aleme dedim "blog" kelimesinin ne olduğunu arayıp anlamını öğrendiğimde. Herkes görsün ama hiçkimse görmesin de bir yandan. Profil sayfaları, özelin dışavurumu ve şimdi de sanal günlük. Görsünler bakalım. Küçük dostlar da görsün, büyük "ağabeyler" de...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder